Custom Search

Bilim Dili ve Türkçe

17 Ocak 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Prof. Dr. Süreyya  Ülker

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji ABD

(Bu yazı  Gastroenteroloji Derneği’nce Antalya’da düzenlenen 19. Ulusal Gastroenteroloji  Haftası kapsamında 3 Ekim 2002 günü yapılan “Türk dili ve tıp” konulu açık  oturumda sunulan bildiriden uyarlanmıştır).

Her dilin bilim  dili olamayacağı yolunda yanlış bir kanı vardır. Bu, eski uygarlıkların  genellikle tek bir bilim dilini benimseme geleneğinden kaynaklanan bir görüştür.  Örneğin Akdeniz Havzası’nın en eski bilim dillerinden biri Yunancadır. Batı  uygarlığının bilim dili olan Latince Yunan bilim dili üzerine kurulmuştur.  Bugünkü çağdaş batı bilim dilleri de Latin bilim dili üzerine kurulmuştur.  Batılıların Yunanlılara duydukları yakınlığın altında onları kendi  uygarlıklarının kökü olarak görmeleri yatmaktadır. Doğu uygarlığının bilim dili  Arapça da Yunan bilim dilinin etkisi altında gelişmiştir.

Çağdaş batı  dillerinden İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Latin dilleridir.  Dolayısıyla, bu dilleri konuşan ulusların bilim dilinin Latinceye yakın olması  kökenlerinin gereğidir. Örneğin Yunancada mide anlamına gelen gaster sözüyle  yine Yunancada benzer bildiren -oides sonekinden bozma Latince-itis sonekinden  oluşan Latince gastritisin Fransızcası gastrite’tir.

İngilizce tümce  kuruluşu bakımından bir Cermen dili olmakla birlikte İngiltere’nin eski  sahipleri olan Britonlardan kalma çok sayıda Keltçe, İngiltere’yi istila eden  Fransızlaşmış Normanlardan kalma çok sayıda Fransızca öğeyi de içerir.  Dolayısıyla karışık bir dildir. Keltçe, Fransızca öğelerin ayıklanması bu dili  Almancaya yaklaştıracaktır. Bu ise İngilizlerin istemeyeceği bir şeydir.  Dolayısıyla Keltçe, Fransızca öğeler İngilizleri Almanlardan ayrı bir ulus yapan  etmenlerin başında gelmektedir.

Cermen soyunun kök  kavmi olan Almanların dilindeyse Latince birçok kavramın İngilizce ile  Fransızcada bulunmayan ulusal karşılıkları vardır. Örneğin İngilizlerin Latince  gastritis, Fransızlarınsa gastrite dedikleri mide iltihabına Almanlar  Magenschleimhautentzündung derler. Bununla birlikte Alman bilim dilinin  Latinceden tam anlamıyla bağımsız, mükemmel bir bilim dili olduğu söylenemez.  Bunun altında iki neden yatmaktadır. Bunlardan biri Cermen dillerinin ekler  aracılığıyla terim türetmeye elverişli olmaması, öbürüyse bu dillerin Latin  dilleri gibi Hint-Avrupa dillerinden olmalarıdır. Ekler aracılığıyla terim  türetmeye elverişli olmayan bu dilde ulusal adlandırma bileşik sözcük yapımına  dayalıdır. Bu da terimleri uzun, kullanışsız kılmaktadır. Batının ortak bilim  dili olan Latinceyle olan köken bağıysa o dilin bütünüyle yabancı bir dil olarak  görülmesini engellemektedir.

Uzakdoğuda özgün  bir uygarlık yaratan Japonların bilim diliyse Latinceden bütünüyle bağımsız  olarak gelişir. Bunda Japoncanın Latinceyle ya da başka bir Hint-Avrupa diliyle  hiçbir yakınlığının bulunmamasının rolü büyük olmuştur.

Arapçaya dayalı  olarak 19. yy’da geliştirilen Osmanlı bilim dili de Almancada olduğu gibi  bileşik sözcüklerin ağır bastığı bir dildi.

Türkçe, ekler  aracılığıyla sözcük türetmeye elverişli bir dildir. Bu özelliğiyle Latinceye  benzer. Dolayısıyla bilim dili olmaya çok elverişlidir. Dilimizin bu özelliğini  ilk fark eden kişilerden biri ulu önderimiz Atatürk olmuştur. Askerlik,  geometrik terimlerini dilimizin bu özelliğinden yararlanarak bizzat  özleştirmiştir. (Tugay, yüzey, yatay, düşey, dikey gibi terimler bu anlayışın  örnekleridir.)

TDK’nun dil  devrimi sonrası yayımladığı çok sayıda terim sözlüğü dilimizi bilim dili  durumuna getirmiştir. Kurum bu çalışmalara girişmeden önce Türkçenin söz  varlığını belirlemiştir. Bu amaçla Türkçe yazılı kaynaklar Orhun Yazıtları’ndan  başlayarak taranmıştır. Bu çalışma sonunda 1934 yılında tarama dergisi  yayımlanmıştır. (6). Bunun ardından genel dilin, tarama dergisindeki veriler  ışığında özleştirilmesine girişilmiş 1935 yılında cep kılavuzu yayımlanmıştır  (2).

Cep kılavuzuna  bakıldığında terimlere Türkçe kökten karşılıklar bulma çabasına girildiği  gözlenir. Ancak kimi terimlerin öz Türkçe karşılıklarının yanı sıra Osmanlıcadan  bozma biçimlerine de yer verilmiştir. Örneğin Osmanlıca eczahanenin öz Türkçesi  olarak Türkçede ilaç anlamına gelen em sözünden türetilen emget önerilmiş ancak  eczahaneden bozma eczaneye de yer verilmiştir. O gün için öz Türkçesi bulunmayan  Osmanlıca terimler dilimize uyarlanarak yalınlaştırılmıştır. Örneğin siyasete  siyasa, bağçeye bahçe denmiştir. Tarama dergisiyle cep kılavuzunun bir yıl  arayla yayımlanmış olması, cep kılavuzunun ivedi olarak toplumun  gereksinmelerini karşılamak üzere hazırlandığını, eksiklerin sonradan  bütünlenmesinin düşünüldüğünü göstermektedir. Ancak, Atatürk’ün ölümünden sonra  işin kolayına kaçılması yeğlenerek adı geçen kılavuzda geçici olarak dilimize  Osmanlıcadan uyarlanan terimlerin öz Türkçe karşılıkları üzerinde kafa  yorulmamış, hem öz Türkçesi, hem Osmanlıcadan uyarlanan karşılığı sunulmuş  seçeneklerden genellikle Osmanlıcadan bozma olanlar yeğlenmiştir. Örneğin bugün  eczahaneye emget değil, eczane diyoruz.

TDK‘nun terim  sözlükleri kırklı yıllarda yayımlanmaya başlanmıştır. Bu çalışmalar ellili  yıllarda durmuş, 27 Mayıs 1960 devriminden sonra Atatürk devrimlerine dönüş  sürecinde yeniden başlanmıştır. Kurumun 1963-1983 yılları arasında çok sayıda  terim sözlüğü yayımlanmıştır. Bu sözlüklerin Türkçe terim varlığı 80.000’e  yakındır. En çok terime sahip bir bilim alanı olan tıp bu rakamın içinde  değildir. Dolayısıyla dilimiz artık bir bilim dili olmuştur. Ne var ki bu bilim  dilini oluşturmakta gösterilen başarı yaygınlaştırmakta gösterilememiş,  özellikle fen bilimlerinde Türkçe terimler yüksek öğretimden büyük ölçüde  dışlanmıştır.

Bilim dilinin  içinde en büyük yeri tutan tıp alanında da çalışmalar yapılmıştır. TDK’nca  1944-48 arasında bölüm bölüm yayımlanan “Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir  deneme” adlı 13.000 terimlik çalışma (4), o dönemin milli eğitim bakanının  yönergesine karşın yüksek öğretimde kullanım alanı bulmamıştır. Bunda,  çalışmanın sözlük olarak değil, deneme olarak nitelemiş olması da etkili  olmuştur. Benim 1991 yılında yayımlanan 90.000 terimlik sözlüğüm (9) de gereken  ilgiyi görmemiştir.

Atatürk’ün  askerlikte geometri terimlerine başarıyla uyguladığı işlek eklerle terim türetme  yöntemini hekimlik diline uygulayan, TDK kurucu üyelerinden Prof. Dr. Saim Ali  Dilemre olmuştur, Sauvages’ca 18.yy’da Latinceye dayalı olarak oluşturulan  uluslararası tıp dili de bu ilkelere dayanmaktaydı (7). Dilemre Latince -itis,  hyper-, hypo-, dys-, eu- eklerinin Türkçe -ce, üs-, as-, yoz-, key- ekleriyle  karşılanmasını önermiştir (3). Ben 1986 yılında yayımlanıp (8) 1991 yılında  genişlettiğim sözlüğümde (9) bu yönteme bağlı kalmaya çalıştım. 1983 yılında  yazdığım bir yazıda (10) Dilemre yöntemi olarak adlandırdığım bu yöntemi  geliştirmeye çalıştım. Soğdakça key- yerine Türkçe iyi- önekini kullandım.  Dilemre’nin ele aldığı 6 işlek eke coco-, normo-, ortho- öneklerini de ekleyerek  bunları Türkçede kötü-, ola- önekleriyle karşıladım.

Bu yönteme göre  stomatitis ağızca, hypertonia üsgerimce, hypotonia asgerimce, dystonia  yozgerimce, eutocia iyidoğumca, cacogeusia kötüadımca, normotonia ola gerimce,  orthocrasia olasuyukça olmaktadır.

Hekimlik  terimlerinin tabanını oluşturan anatomi terimleri otuzlu yıllarda, başında Ord.  Prof. Dr. Nurettin Ali Berkol’un bulunduğu bir yarkurulca özleştirilerek  İstanbul Ü. Tıp. F. Anatomi Kürsüsü’nce yüksek öğretimde kullanılmaya  başlanmıştır. Bu yarkurulun çalışmalarını 1946 yılında Ord. Prof. Dr. Zeki  Zeren’ce sözlükleştirilmiştir (12). Bu çalışmalar, birtakım eksiklerine karşın  genelde başarılıdır. Osmanlıcada occiput anlamına gelen Yunancadan bozma Arapça  kafa sözünün cranium anlamında kullanılmış olması, Yunanca pankreasın Türkçesi  olan uykuluk, Latince nasopharynxin doğal Türkçe karşılığı olan geniz sözlerine  yer verilmemiş olması bu eksikliklere örnek gösterilebilir. Ancak bunlar İşcil-Elöve  (4) ile Dilemre’nin (3) çalışmalarında önerilen terimlerle kapatılabilecek  açıklardır. Nitekim cranium’a İşcil-Elöve’nin denemesinde sağrak denmesi  önerilmiştir (4).

Özleştirmede çok  tartışılan konulardan biri önerilecek terimlerin Türkçe kökten olmalarının  gerekip gerekmediğidir. Örneğin, Latincede aero-önekiyle başlayan yüzlerce terim  herkesçe bilinen Arapça hava sözüyle mi karşılanacaktır, yoksa bugün kimsece  bilinmeyen eski Türkçe kalık sözüyle mi karşılanacaktır? Yani aero-önekiyle  başlayan yüzlerce terim özleştirilirken Arapça hava sözüne dilimizde yüzlerce  yeni kullanım alanı mı yaratacaktır, yoksa belleklerimizden silinmiş bir  varlığımız olan kalık sözü bu vesileyle dirilecek midir?

Dil devrimimiz  Türkçe köke dayanmayı ilke edinmiştir. Genel dilde çok tartışılan bu konu  özellikle bilim dilinde daha az tartışmalıdır. Prof. Dr. Saim Ali Dilemre,  terimlerin bir ulusun ölü sözcüklerini yaşattığı bir alan olduğunu belirtmiştir  (3). Uluslararası tıp dilinin babası Sauvages’ın konudaki yaklaşımı açıktır.  Yunanca ya da Latince kökten olmayan hiçbir söze yer verilmemesi Sauvages’ın ana  ilkelerindendir (7). Latinceye dayalı tıp dilinde bugüne dek bu ülkeye  titizlikle uyulmuştur. Yunanca ya da Latince olmayan terimler barbarizma olarak  değerlendirilmektedir. Türkçe kökten olmayan sözlerin de bizim barbarizmamız  olacakları açıktır. TDK’nun terim sözlüklerinin bu konuya yaklaşımı kırklı  yıllarda oldukça titiz olmuş, 1960 sonrasında yapılan çalışmaların titizliğiyse  yazarına göre değişmiştir. İşçil-Elöve ile Dilemre’nin hekimlik terimleri  üzerinde yaptıkları çalışmalar Türkçe kökene bağlılık konusunda oldukça titiz  olmuştur. Bu titizlik Altınkök (1), Mıhçıoğlu (5) ile benim çalışmalarımda da  (8,9) sürdürülmüştür.

Hekimlik dili  alanında bugüne dek yapılan çalışmaları toplarsak yüz binin üzerinde terim  önerilmiş olduğunu görürüz. Bunun 90.000’ini benim sözlüğümde toplu halde  bulabiliriz. Dolayısıyla bu alanda da dilimizin bilim dili olmasına yeterli  gereç vardır. Ancak bu gereç meslek mensuplarınca bugüne dek verimli bir biçimde  değerlendirilmemiştir. Bugün tıp topluluğuna Türkçe terimlerin yaygınlaşmasını  sağlayacak bütün yollar tıkalıdır. Türkçe terimlerle yazılmış yazıları  yayımlayacak dergi, kitapları yayımlayacak yayınevi, bildirileri kabul edecek  kurultay düzenleme kurulu yoktur. Bütün bu engelleri kendiniz dergi çıkarıp  kitap yayımlayarak aşarsanız karşınıza doçentliğinizi ya da profesörlüğünüzü,  yayınlarınızın anlaşılmayan bir dilde yazıldığını ileri sürerek engelleyen  seçici kurullar çıkacaktır.

Oysa dilimizin  hekimlik alanında da bilim dili olması için bütün bu mekanizmaların ters yönde  işlemesi gerekir. Atatürk ilkeleriyle devrimlerine bağlılık öğretim üyelerinde  resmen aranan bir özelliktir. Oysa yukarda saydığım uygulamalar bunun açıkça  çiğnenmesidir. Dilimizin bilim dili olabilmesi için Türkçe terimlerin yüksek  öğretimde, uzmanlık tezlerinde , yayınlarda kullanılması teşvik edilmelidir.

Benim 1993 yılında  akut apandisit konusunda kendi kitabımdan alınan bir paragraf üzerinde yaptığım  çözümlemede bugün tıp fakültelerinde kullanılan dilin Türkçe terim oranının %  13.8 olduğunu, tutunmuş terimlerin kullanılmasıyla bu oranın % 74.7’ye  çıktığını, tutunmamış önerilerin kullanılmasıyla % 100’e çıktığını belirlemiştim  (11). Bu veriler, hekimlik dilimizde yaygın olarak kullanılan Türkçe terim  oranını % 10’lardan % 75’in üzerine çekmemiz gerektiğini göstermektedir.

KAYNAKÇA

1) Altınkök M.  Işınbilim terimleri sözlüğü IÜCTF. İstanbul, 1977.

2) Osmanlıcada  Türkçeye cep kılavuzu, TDAK İstanbul, 1935.

3) Dilemre SA.  Hekimlik dili terimleri. Ankara, 1945.

4) İşçil Şİ, Elöve  AU Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. TDK. Bursa 1944-48.

5) Mıhçıoğlu C.  Türk hekimlik dili. Kültür Bak. Ankara., 1997.

6) Osmanlıcadan  Türkçeye söz karşılıkları tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 1934.

7) Terzioğlu A.  Tıbbi terminolojinin tarihine ve esaslarına kısa bir bakış. Belleten 1986  (Aralık); CL (198) : 637-650.

8) Ülker S. Ülker  tıp terimleri sözlüğü. İnkılap. İstanbul, 1986.

9) Ülker S. Ülker  tıp terimleri sözlüğü. Bütünlenmiş 2. bakı. İnkılap. İstanbul, 1991.

10) Ülker S.  Değişkin Dilemre yöntemine göre Türk dirgerlik dilinde kullanılan işlek terim  ekleri. Dirgerin Seri 1993; 3: 14-18.

11) Ülker S. Türk  dirgerlik dilinin 60 yıllık evriminin bir örnek metin üzerinde  değerlendirilmesi. Dirgerin Sesi 1993; 3: 19-27.

12) Zeren Z.  Latince-Türkçe-Osmanlıca anatomi sözlüğü ve Türk anatomi terimleri, İstanbul,  1946.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz