Custom Search

Bilim Teknoloji ve Türkçe

17 Ocak 2013 tarihinde tarafından eklendi.

İnsanın tabiatı anlamaya çalışması, kendi varlığı ile başlar. Yüzyıllardır devam  eden bu süreç, giderek geçen zamanla doğru orantılı olmayan bir biçimde  hızlanmıştır. Bilgi birikiminin sayılara dökülerek büyüklüğünün takdir edilmesi  zor bir iştir; buna rağmen çeşitli ölçütler kullanılarak yapılan  değerlendirmeler daha önceki tarihi gelişmenin aksine, son yüzyıl içindeki bilgi  birikiminin katlanarak artmakta olduğu ve bu sürecin daha da hızlanacağı  yönündedir. Buna en somut örnek olarak, artık evlerimize bile giren  bilgisayarların gerek işlem hızının gerekse hafızalarının son beş yılda 30 ila  50 kat arttığını belirtmek yeterli olacaktır. O kadar ki, son yüzyılda  eriştiğimiz bilgi seviyesi, bütün insanlık tarihinin toplamında elde ettiği  bilgi birikimini aşmıştır tahmini yanlış olmasa gerekir. Yirminci yüzyılın  başında atom hakkında elimizde sadece bir takım öneriler varken, bugün atom altı  parçacıklarının deneysel gözlemleri yapılmaktadır, yine yüzyılın başında  insanoğlunun uçması hayal iken, yüzyıl bitmeden çok önce aya gidilmiş, Mars ve  güneş sistemi dışına sondalar ve uydular gönderilmiştir. Bilimin tabiatı  anlamaktaki başarısı ve onu sıradan insanlar için kullanılabilir hâle getiren  teknolojik gelişme, insan hayatının her parçasını derinden etkilemektedir. Öte  yandan, teknolojik gelişmenin doğru kullanılmaması nedeni ile istenmeyen etkiler  de ortaya çıkmıştır; çevre kirliliği buna en belirgin örnektir.

Bilimsel ve teknolojik gelişme sadece fiziksel hayatı değil, aynı zamanda  kültürel hayatı da etkilemektedir. Bu etkileme hem yeni kültürel biçim ve  değerlerle yol açmak şeklinde hem de var olan kültürel değerleri değişime  uğratmak ve bazen de yok etmek şeklinde, kendini göstermektedir. Bu olgulardan  birincisine en son örnekler arasında elektronik müzik, elektronik resim ve  internet üzerinden alışveriş, sonuncusuna ise teknoloji ile elde edilen refah ve  ulaşımın kolaylaşması ile yol olmakta olan bayram ziyaretleri, sinema ve artan  televizyon kanalları karşısında tiyatronun gerilemesi gösterilebilir.  Haberleşmedeki gelişmenin baş döndürücülüğü ülkemizde de kendisini açık bir  şekilde göstermektedir.


Teknoloji küreselleşmekte olan ekonomik değerler ve jeopolitik gruplaşmaların  himayesinde, kendisine kaynaklık eden dili de beraberinde getirmektedir.  Günümüzde ise bu dil kendisini İngilizce olarak göstermektedir. Gelişmeleri  takip edebilmek için bilim ve teknoloji ile ilgilenenlerin İngilizce öğrenmeleri  kaçınılmaz hâle gelmiştir. Nitekim Rusya ve Orta Asya ülkeleri de dahil olmak  üzere birçok ülkede İngilizce öğrenimi gittikçe yaygınlaşmaktadır.

Bilim ve teknolojiyi daha iyi anlamak ve çağdaş medeniyet seviyesini yakalamak  gerekçeleri ile ülkemizde de İngilizce öğrenimi son on beş yılda çok artmıştır;  bu amaçla İngilizce öğretimi anaokulundan üniversiteye kadar eğitim sürecinin  bütün aşamalarına sokulmuştur. Hattâ İngilizce öğretimi ile yetinilmemiş ve  birçok okulda eğitimin tamamı İngilizce’ye dönüştürülmüştür. Ancak, eğitim  kadrolarının İngilizce eğitim için yetersiz oluşu bunların birçoğunda eğitimin  melez bir dille yapılmasına yol açmaktadır. Üniversiteler de dahil olmak üzere,  bir çok okulda İngilizce eğitim, öğrencinin öğrenmesi gereken temel kavramları  öğrenmemesine yol açmakta, bazıları İngilizce bilen ama konusunu bilmeyen  öğrenciler bir sonraki eğitim aşamasına devredilmektedirler. Ülkemizin en iyi  üniversiteleri ya tamamen, ya da kısmen İngilizce eğitim vermektedirler. Buna  gerekçe olarak da Türkçenin bilim dili olmadığı ve hattâ olamayacağı  söylenmektedir. Bu görüşe göre, uluslar arası bilim dili İngilizcedir ve hep  öyle kalacaktır; bilim de teknolojiye ihtiyacı tartışılmaz olan ülkemizin  bunları İngilizce eğitimle almaktan başka çâresi yoktur. Kısacası, İngilizce  eğitim ile batılı gibi düşünebilmek sağlanacaktır. Bu görüşün irdelenmesi için  önce bilim dili ne demektir sorusu ile başlamak gerekir. Eğer bilim dilinden  kasıt, dünya üzerindeki mevcut bilimsel ve teknolojik bilgi birikiminin  çoğunluğunun İngilizce yazılı olduğu, konferans ve toplantıların İngilizce  yapıldığı ise, bu takdirde bu konuda sağlıklı bir istatistiğin mevcut olmadığını  bilmemiz gerekir. İspanyolca, Fransızca, İtalyanca, Almanca, Rusça, Japonca ve  Çince yazan bilim ve teknoloji dünyası bir kenara bırakılıp bu iddianın doğru  olduğu kabul edilse bile, yoğun bir tercüme programı ile bu kaynakların önemli  bir kısmı Türkçeye kazandırılabilir. Gelişmekte olan yazılım teknolojileri ile  İngilizceden Türkçeye tercümeler çok çabuk ve ucuz bir şekilde yapılabilir. Bu  konuda gerek üniversiteler, gerekse YÖK, TÜBA ve TÜBİTAK gibi kurumların büyük  katkıları olabilir. Böyle bir yaklaşım İngilizce öğrenemeyenlerin de bilim ve  teknoloji ile tanışmalarına fırsat verir ve bu anlamda eğitimde fırsat eşitliği  sağlanmasına katkıda bulunur.

Ancak, Türkçenin bilim dili olmadığı ve olamayacağı varsayımının başka bir  boyutu daha vardır: Bu boyut, Türkçenin bilimsel düşünceyi ifade edemeyeceği  iddiasıdır. Bu anlamda bir bilim dili, bilimsel düşüncenin ifadesinde gerekli  hassasiyeti yansıtabileni yani kavramlar arasındaki küçük farkları anlaşılır,  şüpheye yer vermeyen ve tutarlı bir biçimde ifade edebilen dildir. Bu yönüyle,  bilim dili, günlük konuşma ve yazma dilinde çoğu kez kullanılmayan kelime ve  deyimler içerir, kısaltmalar kullanır. Hattâ, günlük dil ile bilim dili arasında  benzer kavramların farklı içeriklerde kullanılması söz konusu olabilir. Ancak,  bilim dilinin günlük dilden türemediği var sayılsa bile onunla bir çok ortak  unsurlar paylaştığı da bir gerçektir. Bu çerçevede düşünüldüğünde, çağdaş bilim  ve teknolojinin ifadesinde Türkçenin başarılı olamayacağı varsayımı, en geniş  haliyle bu işlev için Türkçenin hece, kelime, cümle yapısı ve imlâsı ile  yetersiz olduğunu ileri sürmek demektir. Öte yandan, Türkçenin bilim dili  olmadığı iddia edilirken, bazı kavramların İngilizce ifadelerinin Türkçe  karşılıklarının da olmadığı belirtilmektedir. Türkçenin yapısal olarak bilimsel  düşüncenin ifadesinde yetersiz kalacağı varsayımı hiçbir bilimsel çalışmaya  dayanmayan, hayal mahsulü ve siyaset ürünü bir dogmadır. Dilbilimciler  tarafından genel olarak kabul edilmiş böyle bir çalışmanın varlığı çok  şüphelidir. Aksine, Türkçenin matematiksel bir dil olduğu, bilgisayar ortamı  için çok uygun olduğu zaman zaman gazete haberleri olarak bile yer almaktadır.  Türkçenin bilim dili olamayacağı varsayımı, bazı bilimsel tanımların Türkçe  karşılıklarının olmamasına dayandırılıyor ise, bu durum bilinçli bir Türkçe  politikası ile kısa zamanda telâfi edebilecek bir eksikliktir. Türkçe, üç  kıtadaki yerel zenginlikleri ve hece yapısındaki esneklikleri ile yeni  sözcüklerin türetilmesinde çok büyük bir potansiyele sahiptir. Bu eksiklik Türk  aydınlarının ortak iradesi ile çok kısa bir zaman zarfında aşılabilir. Bu konuda  da YÖK, TÜBA, TÜBİTAK ve Türk Dil Kurumu gibi kuruluşlara önderlik görevi  düşmektedir. Türetilen kelimelerin ortaya atılması ve Türk bilim dünyasınca  tartışılarak kabul veya reddedilmesi süreci, başta internet ve elektronik posta  olmak üzere gelişen elektronik haberleşme ortamları kullanılarak çok  hızlandırılabilir. Türetilecek yeni kelimelerin yazılacak yeni Türkçe bilim  kitaplarında pedagojik prensipler çerçevesine kullanılması ve bu kitapların ucuz  maliyetle hedef kitlelere ulaştırılması, bilim ve teknoloji ağırlıklı derslerin  internet üzerinden verilmesi gibi yöntemler de, bu sürecin kısaltılmasında çok  faydalı olabilir.

Türkçenin içine düşürüldüğü bu durumun başka boyutları da vardır ve Türkçenin  bilim dili olmasını kolaylaştırmak için bu hususların da çözüme kavuşturulması  gerekir. Meselâ; serbest pazar ekonomisinin ürünü yeni tüccar sınıfı,  yurtdışında üretilen teknolojiyi ülke içinde daha kolay pazarlamak ve kârını  kapmak için, ürün ve reklâmlarında İngilizce kullanımını ön plâna  çıkarmışlardır. O kadar ki, artık televizyon kanallarından bazılarının çocuk  saati yerine “kids” saati vardır. Gazeteler ve televizyon kanalları yarı Türkçe  yarı İngilizce yazıp konuşmakta, sunucular “Aman Allah’ım!” yerine, “Aman  Tanrım!” (oh, my god!) demektedirler. Gazetelerin köşe yazarları, yazılarının  içine aslına uygun bir şekilde yazdıkları İngilizce kelimeler serpiştirmekte bir  beis görmemekte, bu yöntemle, yazdıklarının çok önemli olduğu intibaını vermeye  çalışmaktadırlar. Sokaklarda dükkân isimleri İngilizce, reklâm levhaları  İngilizcedir. Yeni mezun mühendis ve mimarlarımız mesleklerinin gerektirdiği  Türkçe terimleri bilmediklerinden kuş dili bir Türkçe (Türklizce)  konuşmaktadırlar. Yurtdışı sermaye ile yapılan işbirlikleri sonucunda çeşitli  konularda yayınlanan onlarca dergi, adından başlayarak yarı İngilizce yarı  Türkçe bir dilde yayınlanmaktadır. Bu durum resmi kurum ve kuruluşlara da  yansımıştır. Nitekim devlet erkânımız, Türkiye Cumhuriyeti uçaklarında değil, “Republic  of Turkey” uçaklarında uçmaktadır. Hastahane adları bile İngilizceleşmekte, âcil  servisleri “emergency room” olmaktadır. Türkçe kaba ve geri bir anlam taşımaya  başlamış, İngilizce medeniyetin timsali olmuştur. Büyük Atatürk’ün dediği gibi,  bütün bu şeraitten daha elim ve vahim bir durum olması için, cebren ve hile ile  aziz vatanın bütün kalelerinin zapt edilmesi, bütün tersanelere girilmesi, bütün  orduların dağıtılması ve memleketin her köşesinin bilfiil işgal edilmesi,  memleket dahilinde iktidar sahiplerinin gaflet ve dalâlet ve hatta hıyânet  içinde bulunmaları mı gerekmektedir bilinmez ama ülkemizi yönetenlerin bu durum  karşısında ilgisiz kaldıkları ortadadır; herkes Türklerin toplu intiharını  seyretmektedir.

Bu durum Türklerin başına ilk defa gelmemektedir; Türkler daha önce Arapça ve  Farsçanın, sonraları Rusça, Almanca ve Fransızcanın da etkisinde kalmışlardır.  Türkçe bu kültürlerin etkisinde kalmış fakat kendi gelişmesini de sürdürmüştür.  Ancak, Türkçenin zamanımızda karşı karşıya kaldığı durum geçmiştekilerden  farklılık göstermektedir. Telefon, belgeçer, uydu ile radyo ve televizyon  yayınları elektronik gazete ve dergiler, cep telefonu, internet gibi yaygın  haberleşme teknolojileri nedeniyle İngilizcenin Türkçe üzerindeki etkileri çok  yoğun bir biçimde oluşmakta ve geçmişle karşılaştırıldığında bu durum geniş halk  kitlelerini etkilemektedir. Buna göre bölgesel ekonomik ve jeopolitik  gruplaşmaların getirdiği politik baskılar da eklenince, İngilizcenin Türkçe  üzerindeki etkilerinin kalıcı olma ihtimali artmaktadır.

Bu durum, Türk aydının iki yüzyıllık çıkmazının günümüzdeki uzantısıdır;  imparatorluklar kurmuş bir milletin çocukları, geri kalmışlığın sefaleti ile  bilim ve teknolojinin doğurduğu ihtişam arasında ezilmekte, aşağılık duygusunun  verdiği umutsuzlukla kendini bilim ve teknolojiye hâkim dilin ayakları altona  atmaktadırlar. “onları daha iyi anlamak” adına yapılan bu taklitçilik, daha  önceleri yapılanların kötü bir örneğidir. Almanca öğrenip, Prusya terbiyesine  ihtiyaç duyanlar, Fransızca öğrenip Russo’yu çözmek şarttır diyenler ve nihayet  Yunanca ve Lâtincenin okullarımızda mecburî tutulmasını batılı gibi  düşünebilmenin ön şartı olarak görenler bile, bütün bir toplumun dilinin tamamen  değişebileceğini düşünmemiş olsa gerektirler. Bu teslimiyetçiliğin, Türkçenin ve  onunla birlikte Türk insanının duygularının, düşüncelerinin ve kendi kültürüne  dayalı yaratıcı gücünün de yok olma ihtimali dikkate alınmamaktadır. O kadar ki,  kendi dilinde konuşup yazamayanların, emrine girdikleri dilde, bilimsel  düşüncenin özünde varolan farklı düşünebilmek ve varolanı sorgulamaktan aciz  kalacaklarını dahî görememektedirler. Bu durum, bütün bir toplumun entelektüel  kapasitesinin ipotek altına alınması anlamına gelmektedir. Gerek kendi  toplumları için, gerekse evrensel medeniyet için kendi kültürel değerlerinden  kaynaklanan özgün çözüm ve önerilerde bulunamayan toplumlar yok olmaya  mahkumdurlar. Bugüne kadar ürettiği evrensel değerler göz önüne alındığında,  Türk milletinin bu sonu hak etmediği ortadır.

Türkçenin bilim dili olması için çalışırken, Türkçe üzerinde oynanan diğer  oyunların da farkında olmak için İngilizceye masumâne önem atfedenlerin aksine,  ülkemizde, az sayıda da olsa güttükleri siyasetin gereği olarak İngilizceyi  teşvik edenlerin de var olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır: Bunların bir kısmı  İngilizcenin uluslar arası hegemonyası ile ekonomik, sosyal ve politik  avantajlar sağlamaları kaçınılmaz olan ülkelerin ve onların yerli işbirlikçileri  olabilir. Millî devletin yıkılmasını arzu edenlerin kendileri için büyük bir  fırsat doğduğunu düşünmeleri ve bu uğurda Türk kimliğini yok etmek için  Türkçenin yok edilmesine çalışmaları da uzak bir ihtimal değildir. Onlara göre,  bu amaç için “fifty” Türkçe, “fifty” İngilizce bile yeterli olabilir.

Dil demek bir millet için veya en azından Türkler için varolmak demektir. Biri  neredeyse bin yıllık, diğeri ise neredeyse yüzyıllık bir bayramla kutladığımız  Türkçe için önce yeniden iman tazelememiz şarttır. Her yıl gösterdiği yolda  yürümek için yeminler ettiğimiz büyük önder Atatürk’ün “Milli duygu ile dil  arasında ki bağ çok güçlüdür. Dilin millî ve zengin olması millî duygunun  başlıca etkenidir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil  bilinçle işlensin. “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu,  dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.” cümleleriyle  ifadesini bulan bilincin yeniden yeşertilmesi gerekmektedir. Türkiye gibi  ekonomik, politik ve sosyal menfaat ilişkilerinin çok yönlü olduğu ve çoğu zaman  yabancı güçlerin yerli işbirlikçileri ile birlikte topluma yön verebildiği bir  ülkede böyle bir bilincin oluşması öncelikle siyasî iradenin ortaya çıkmasının  hiç de kolay olmadığını görülür.

Ancak, Türkçenin içine düştüğü vahim durumdan kurtarılması ve bilim-teknoloji  dili olması için böyle bir siyasî iradenin oluşması da yeterli değildir. Bu  iradenin gerçekçi ve somut politikalara dönüşmesi gereklidir. Bu politikalar  çerçevesinde eğitim, ticareti kültür ve sosyal alanlarda birçok tedbirin  yürürlüğe konulması gerekecektir.

Türkçe ve yabancı dil öğretimi çok ciddi bir biçimde kuvvetlendirilmelidir. Buna  mukabil bütün okullarda eğitim istinasız Türkçe olmalıdır. Türkçe okul kitapları  çoğaltılmalıdır. Üniversiteler için gerekli Türkçe ders kitapları ve kaynakların  yazılması için TÜBA, YÖK ve TÜBİTAK desteğinde teşvikler sağlanmalıdır. Ne yazık  ki ülkemizde üniversite öğrencileri için Türkçe ders kitapları ve yardımcı  kitaplar yok denecek kadar azdır. Bilim ve teknolojideki en son gelişmelerin  aktarılacağı Türkçe kaynak yazmak isteyen öğretim üyeleri maddi ve manevî olarak  ödüllendirilmelidir. Üniversiteler başta olmak üzere bilim ve teknolojik  araştırmalara daha büyük kaynaklar ayrılmalı ve özellikle doktora eğitimi  güçlendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki, Türkçeyi korumanın en yolu bilim ve  teknolojiyi üretmekten geçer. Türklerin de bilim üretebilmeleri, Türkçenin  korunup geliştirilmesini bir gurur vesilesi yapacaktır.

Çıkarılacak bir yasa ile Türkçe koruma altına alınmalıdır. Meclis gündemine  zaman zaman gelen Türkçe tasarısı bir an önce çıkarılmalıdır. Bu çerçevede  getirilecek düzenlemelerde yasaklamalar yerine ağır vergilendirme yöntemleri  seçilmelidir. Tabelâ ve reklâm afişleri ile ilgili rüsumu büyük oranlarda  artırmalı ve sadece Türk Dili Kurumu sözlüğüne uygun tabelâ ve reklâm afişleri  için büyük indirimler yapılmalıdır. Televizyon ve radyolardaki sunucular ve  reklamlarda seslendirme yapanlar Türk Dil Kurumunun açacağı kurslardan  geçirilmeli ve böyle personel çalıştıran basın yayın organlarına ek vergi  indirimleri sağlanmalıdır. Bu yöntemlerle sağlanan bütün vergiler devletin  kültür faaliyetlerine destek olmalıdır. Başta devlet tiyatro ve balesi olmak  üzere devletin yapacağı ve destekleyeceği her türlü kültür faaliyetinin bu yolla  desteklenmesi Türkçe ve Türk kültürünü güçlendireceği gibi bu işle uğraşanları  da bilinçlendirecektir. Geri plânda kalmış olan Türk Dil Kurumu öne çıkarılarak  vatandaşların, Türkçe yazıp konuşmalarını doğrudan ve dolaylı desteklemesi  sağlanmalıdır. Bu sırada bilim ve teknolojinin sağladığı bütün imkânlardan  faydalanılmalıdır. Buna bir örnek olarak, artan tercüme ihtiyacını karşılamak  üzere basın ve yayın organlarında tam ve yarı otomatik çalışan ve Türkçeye  tercüme yapabilecek yazılım paketlerinin üretilmesi ve kullanılması teşvik  edilmelidir. TRT başta olmak üzere televizyon yayınlarında Türkçe yayın  sırasında Türkçe alt yazı kullanılması yaygınlaştırılmalı ve gerek Türkiye’de  gerekse yurt dışında yaşayan ve bu yayınları takip edenlerin Türkçeyi  öğrenmeleri kolaylaştırılmalıdır. Bunlar, Türkçe’nin korunup geliştirilmesi için  yapılabileceklerin sadece küçük bir kısmıdır.

Türkçenin önümüzdeki 50 yıl içinde yok olacak diller içinde sayılması insana  önce şaşkınlık sonra derin bir üzüntü veriyor. En az bin yıl önce yok olmuş  dillerin olağanüstü çabalarla diriltildiği, tarih sahnesinde hiç yer almamış  kavimlerin dillerinin teşvik edildiği bir devirde Türkçeye revâ görülenleri  bizim günahımız olarak görmek gerektir. Bilim ve teknolojiyi yanımıza alarak bu  durumu bir an önce düzeltmezsek, bilim ve teknolojinin hüküm sürdüğü bu çağda,  pek yakında çok geç olacak ve tarih bizi aslâ affetmeyecektir.

Bu satırları yazarken, sekiz yaşındaki yeğenim Çağrı’nın, dün annesine: “Anne  sokaktaki her şey İngilizce, neden Türkçe öğrenmemiz gerekiyor?” diye sorduğunu  düşünüyor ve ona inandırıcı bir cevap arıyorum.

Prof. Dr. Atilla Aydınlı

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Pratik Edebiyat Bilgileri