Custom Search

Dil-Kültür Münasebeti

17 Ocak 2013 tarihinde tarafından eklendi.

KÜLTÜR

Sözlük anlamıyla “1. Tarihî, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün  maddî ve manevî değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere ilet­mede  kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren  araçların bütünü, hars, ekin, 2. Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce  ve sanat eserlerinin bütünü, 3. Muhakeme, zevk ve eleştirme yetenekle­rinin  öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi, 4. Bireyin kazan­dığı  bilgi, 5. Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme, 6. Tarım” şeklinde tanımlanan kültürün farklı alanlar için değişik tanımları ve yorumları  da vardır. Atatürk’ün ifadesiyle kültür; okumak, anlamak, görebilmek,  görebil­diğinden anlam çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekayı terbiye  etmektir.

Prof. Dr. Zeynep Korkmaz kültür konusunda şunları söyler: “Kültür, insanı öteki  yaratıklardan ayıran, dolayısıyla da yalnızca insana vergi olan bir özelliktir.  En ilkel topluluklardan başlayarak en gelişmiş insan topluluklarına varıncaya  kadar, bütün toplumların kendilerine göre birer kültürlerinin bulunduğu inkâr  kabul etmez bir gerçektir. Ne var ki, toplumların hayat karşısındaki tutum ve  davranışları biribirinden farklı olduğu, yaşayışlarında, eğitim ve düşünce  tarzlarında, yaratıcılıklarında biribirini tutmayan başkalıklar bulunduğu için  bu başkalıklar, kültürleri toplumdan topluma değişik ve çeşitli yapılarda  karşımıza çıkarmıştır. Bir kültür için vazgeçilmez önem taşıyan unsurlar, başka  bir kültür için önemsiz sayılabilir. Toplumların ve dünyadaki milletlerin  mozayik hâlindeki farklı görünümleri de genellikle kültür yapılarındaki bu  farklılıktan kaynaklanmaktadır.”

Kültür, milletin fertleri arasında sosyal akrabalık bağını oluşturan (başta dil  olmak üzere, tarih, din, örf ve âdetler, hukuk sistemi, müzik, güzel sanatlar,  ekonomi, ahlâk anlayışı ve dünya görüşü… gibi) maddî ve manevî değerlerin  tümüdür ve bu değerler kültürün başlıca unsurlarını oluşturur. Bunlar o milletin  fertlerini birbirine bağlarken, diğer milletlerden ayırır; içeride birleştirici,  dışarıya karşı ayırıcı rol üstlenir.

Bu açıklamalardan sonra kültürün özellikleri şöyle özetlenebilir:

  Kültürün özellikleri

  Kültür;

1. Millîdir, 2. Tarihîdir, 3. Özgündür, 4. Milletin ortak malıdır, 5. Canlı ve tabiî bir varlıktır, 6. Ahenkli bir bütündür, 7. Özü değiştirilemez.

Devletler; milletlerin kendilerini korumak, yaşatmak ve yükseltmek için  kurdukları sosyal organizasyonlardır. Devletin varlığı milletle mümkündür.  Milleti ayakta tutan, ona dinamizm ve ruh veren temel güç ise millî kültürdür.  Bu tarihî ve sosyal gerçek, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetinin temeli  kültürdür.” özdeyişinde veciz ifadesini bulmuştur.

DİL-KÜLTÜR  İLGİSİ

Dil, millî kültürün temel unsuru ve taşıyıcısıdır. Maddî-manevî kültürel  değerlerin oluşmasında ve aktarılmasında dilin inkar kabul etmez bir rolü  vardır. Edipler, kendi dönemlerindeki olayların, anlayışların, geleneklerin…  izlerini ister istemez, yazılı veya sözlü olarak ortaya koydukları eserlerine  yansıtırlar. Bu eserleri okuyan yeni nesil, kendi kültürünü, kendi değerlerini  öğrenir ve sosyal bir miras olarak kendinden sonra gelenlere aktarır. Bütün  bunlar dil sayesinde gerçekleştiği için dil ve kültür birbirini tamamlayan  birbirinden ayrılmayan unsurlardır.

    Yeryüzündeki Diller

Her milletin, her kavmin  kendine göre bir anlaşma sistemi olduğu gerçeğinden yola çıkarak, dünyada ne  kadar kavim varsa o kadar dil vardır diyebiliriz. Nitekim, bugün ölü olan  dillerle birlikte yeryüzünde yaklaşık olarak üç bin civarında dilin varlığından  bahsedilmektedir. Ancak nüfus itibariyle yüz milyondan fazla kişi tarafından  konuşulan dilleri saymak istersek bu sayının parmakla sayılabilecek kadar  azalacağı görülecektir.

Dilin nasıl doğduğu ve  konuşmanın nasıl ortaya çıktığı konusunda dil bilimciler tarafından birtakım  teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazılarına göre konuşma, insanın  tabiattaki sesleri taklidinden ortaya çıkmıştır. Bazılarına göre ise bütün dünya  dilleri tek kaynaktan doğmuştur. Bu ve bunun gibi teorilerin her birinin kendine  göre bazı mantıklı gerekçeleri olmakla birlikte dil araştırmaları için gerekli  olan metinlerden en eski yazılı belgelerin günümüzden ancak 5500 yıl kadar  öncesine ait olması, ilk insanların ise bundan binlerce, belki de milyonlarca  yıl önce yaşamış olmaları, dillerin doğuşu hakkında kesin bir yargıya  varılamayacağını gösteriyor.

Yeryüzündeki diller söz  dizimi, zaman, yapı, canlı olma – ölü olma, kaynak olma ve türeme , edebî  dil, konuşma dili gibi çeşitli prensiplere göre sınıflandırılmaktadır. Biz  burada dilleri yapı ve köken akrabalığına göre  sınıflandırma geleneğine uyarak iki başlık altında inceleyeceğiz:

A. YAPILARINA  GÖRE DİLLER

Dünya dilleri, dili  oluşturan kelimelerin, eklerin, bu eklerin kuruluş ve işleyişleri gibi yapı  bakımından gösterdikleri benzerliklerine göre üç gruba ayrılır:

1. Tek heceli  diller

Bu gruptaki dillerde,  kelimeler, bir heceden oluşmaktadır. Cümleyi meydana getiren kelimeler, ek  almazlar ve şekil değişikliğine uğramazlar. Bu dillerde kelimenin görevi cümle  içindeki sırasından ve vurgusundan anlaşıldığı için çok zengin bir vurgu ve  tonlama sistemi vardır. Kelime çeşitleri özel seslerle ayırt edilmediği için  aynı kelime yerine göre hem isim , hem sıfat, hem fiil, hem edat,…  olabilmektedir. Çince ve Tibetçe bu grubun tipik dillerindendir. Bazı Himalaya  ve Afrika dilleriyle Endenozya dilleri ve Vietnam dili de bu gruba dahil edilir.

Bu dillerde “birleşik  kelimeleri oluşturan kelimeler bile biri birinden ayrı yazılır: Vo yav kan  şu. Çince bu cümle kelime kelime şöyle çevrilebilir: Ben istemek bakmak  kitap. Bu cümleyi Türkçe olarak söyleyecek olursak şöyle düzenleriz: Ben  kitap okumak istiyorum. Dien sı ci: Elektrik görme cihaz. Bu üç kelimeden  kurulmuş söz  televizyon  anlamındadır.”

2. Eklemeli  diller

Bu gruptaki dillerde tek  veya çok heceli kelime kökleriyle ekler vardır. Bu dillerde, kelime köklerinden  yeni kelimeler türetilirken veya kelimelerin geçici durumları yapılırken kelime  köklerine ekler getirilir. Türetme veya çekim sırasında kökte bir değişme olmaz.  Köklerle ekler birbirinden kolaylıkla ayrılabilir. Anlam ve görev değişikliği  yapan ekler kelime sonuna getirildiği gibi kelime başına getirilen ekler de  vardır. Türkçemiz bu grubun en belirgin örneğidir. Dilimizde ön ekler olmadığı  hâlde kelime sonuna getirilen eklerde bir zenginlik ve çeşitlilik vardır. Bu  özelliğiyle dilimiz, sondan eklemeli bir dildir. Moğolca, Mançuca, Tunguzca,  Macarca, Fince ve Samoyetçe bu grupta yer alan diğer dillerdendir.

  3. Çekimli  diller

Çekimli dillerde de kelime  kökleriyle ekler vardır. Fakat yeni kelimeler türetilirken veya çekim yapılırken  kelime kökünde değişiklikler olur. Hint-Avrupa dillerinde kelime kökünde görülen  değişiklik kökü tanınmayacak bir şekle sokar, ortaya çıkan yeni kelimede kökü  hatırlatacak bir ses, bir işaret bulunmaz. İngilizce’deki uzanmak fiilinin lie / lay / lain,  yapmak fiilinin do / did / done, gitmekfiilinin go / went / gone; Almanca’daki atmak, fırlatmak fiilinin werfen / warf / geworfen; sein yardımcı fiilinin bin, ist, sind, war, waren… şekillerine girmesi gibi.

Arapça gibi çekimli  dillerin bazılarında ise kökteki ünlüler değişirken türetilen yeni kelimeyle kök  arasındaki ilgiyi koruyan bir bağ, kendisini hissettirir. Çekimli dillerin tipik  bir örneği olan Arapçada, kelimenin çekirdeğini oluşturan ünsüzler değişmezken  belli kalıplarla yeni kelimeler türetilir. Aynı kökten olan ders, medrese,  müderris, tedrisat kelimelerinde d, r, s ünsüzleri sabit kalırken  ünlüler ve bazı gramer unsurları değişmektedir.

B.  KÖKENLERİNE GÖRE DİLLER

Köken bakımından birbirine  yakın, aynı kaynaktan çıkan akraba diller  dil ailelerini oluşturlar. Dillerin  birbirleriyle bir dil ailesi oluşturacak şekilde akrabalıklarının saptanmasında  o dillerin ses yapısı, şekil yapısı, cümle yapısı, köken bilgisi ve ortak  kelimeleri bakımlarından benzerlikleri araştırılır. Bir dil ailesindeki dillerin  kökenini oluşturan ana dile ait metinler pek bulunmasa da  gruptaki diller  arasında yukarıda sayılan noktalar bakımından benzerliklerin bulunması, zamanla  birbirinden uzaklaşan dillerin, bilinmeyen bir yerde ve zamanda konuşulan ana  dilden ortaya çıktığını göstermektedir. Bir ana dile ait metinler olmasa bile,  bu ana dilin bir çok özelliğini, kendisinden türeyen, ailedeki dilleri  birbirleriyle karşılaştırarak tespit etmek mümkündür.

Dil ailesi ifadesi,  dillerin köken akrabalığını belirtmeye yarar. Bu terim, akraba dilleri konuşan  milletlerin aynı soydan geldikleri anlamını taşımaz. “Aynı soydan gelen ve  dilleri akraba olan milletler bulunduğu gibi, ırk bakımından birbirleri ile  hiçbir ilişkisi bulunmayan fakat aralarında kültür ilişkisi ve kültür bağı  görülen milletler de vardır. Nitekim, Hint – Avrupa dil ailesi içinde yer  alan diller, birbirleri ile soy bağı bulunmayan birçok millet tarafından  konuşulmaktadır. Bu diller herhangi bir soy ve ırk birliğine bağlı olmaksızın,  temelde ortak bir ana dile dayanan, birbirinden türemiş; fakat zaman içinde  değişip başkalaşmış olan dillerdir. Fransız ve Rumen dillerinin Lâtinceden türemiş olmaları gibi.

Aynı dil ailesinden gelen  diller arasındaki akrabalık da derece derecedir. Bir ana dilin ayrı ayrı  kollarından gelen diller, İngilizce ile Farsçada olduğu gibi uzak  akrabalardır. Aynı ana dilin aynı dalından gelen kollar ise Almanca ve İngilizcede olduğu gibi yakın akrabalardır.”

Köken akrabalığına dayanan  belli başlı dil aileleri şunlardır:

 Hint  – Avrupa Dilleri Ailesi:

 Avrupa  Kolu:

Germen dilleri: İngilizce, Almanca, Felemenkçe, İskandinav dilleri.

 Roman  dilleri: Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce, Rumence. Bu kolun ana dili,  Lâtincedir.

 İslâv  dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe, Bulgarca.

 Yunanca,  Litvanca, Arnavutça ve Keltçe, Hint- Avrupa dil ailesinin Avrupa kolundaki diğer  dillerdendir.

 Asya  Kolu: Bu kolda  Hint – İran dilleri yer almaktadır: Tarihî Sanskritçe ile başlıca Hint dilleri;  eski, orta ve yeni Farsça.

Bu grupta yer alan diğer  bir dil de Ermenicedir.

   Hami – Sami Dilleri Ailesi:

 Sami  dilleri: Arapça, İbranice, Aramca, eski Suriye, eski Tunus dilleri, Habeş – Zenci dilleri  ve ölü bir dil olan Akadca.

 Mısır  dilleri: Eski  Mısır dili, Kıptî dili.

 Libya  ve Berber dilleri: Libya’da  konuşulan dil, çağdaş Berber lehçesi.

Çin –  Tibet Dilleri Ailesi:

Çin ve Tibet dilleri bu  dil ailesini oluşturur.

Bantu Dil  Ailesi:

Orta ve Güney Afrika’da  konuşulan Bantu dilleri.

Kafkas Dilleri:

Abaza, Çerkez, Çeçen,  Lezgi, Gürcü, Lâz dilleri. Bu dillerde ses sistemleri ve iç yapıları bakımından  öteki dil ailelerine göre büyük farklılıklar vardır.

 

 Ural  Dil Ailesi:

Ural – Altay dil grubunun  Ural kolunu oluşturan bu dil ailesi kendi içinde iki kola ayrılır:

 Fin  – Ugur kolu: Fince, Lapça, Macarca, Ugurca.

 Samoyet  kolu: Samoyet  dilleri.

Altay Dil  Ailesi:

Bu dil ailesinde Türkçe, Moğolca, Mançuca ve Tunguzca, vardır. Altayistik çerçevesindeki  çalışmalarda Korece ve Japoncanın da bu dil ailesinden olduğu düşünülmektedir.  Korecenin Altay dilleriyle akrabalığına kesinleşmiş gözüyle bakılmakla birlikte  Japoncanın akrabalığı henüz kesinleşmemiştir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz