Custom Search

Evliya Çelebi ve Anadolu Ağızları

19 Ocak 2013 tarihinde tarafından eklendi.

HASAN EREN  

Büyük Türk gezgini Evliya Çelebi‘nin Seyahatname’si, abartmalı yanlarına karşın  coğrafya, tarih, etnografya, folklor… bakımlarından üzerinde durulmaya değer  büyük bir eserdir.
Sağlam bir gözlem yeteneğine sahip olan Seyahatname yazarı, yalnız coğrafya,  tarih, etnografya bilgileri vermekle kalmayarak, eserinin birçok yerlerinde  yerli diller üzerine topladığı bilgi ve verilere de yer verilmiştir. Örneğin  Seyahatnamemde yazar, Abaza dili, Kaytak dili, Gürcü dili, Mingrel dili, Arap  dili, Türkmen dili, Dob-ruca Tatarlarının dili, Tiflis Kürt dili, Rus dili, Sırp  dili, Boşnak dili, Hırvat dili, Venedik İtalyancası, Macar dili, Alman dili,  Kırım Tatarlarının dili, Nogay dili, Kalmak dili … üzerinde durmuştur.
Evliya Çelebi’nin bu diller üzerine vermiş olduğu bilgi ve verilerin büyük bir  bölümü işlenmiş, değerlendirilmiştir. Özellikle onun Kafkas dilleri üzerine  verdiği bilgiler önemle ele alınmıştır. Çünkü Seyahatnamemde Kafkas dilleri  üzerine verilen bilgiler, bu dillerin en eski yazılı belgeleri arasında yer  alıyordu.

Yalnız, Kafkas dilleriyle ilgili olarak Evliya Çelebi’nin işlediği bir “suç”  üzerinde durmak gerekir. Evliya Çelebi’nin eserinde Dağıstanlı Kaytakların dili üzerine küçük bir liste  vardır. Daha çok hayvan adlarını kapsayan bu liste, Kaytak dili ve Kaytak tarihi  ile uğraşanlar için her bakımdan ilginçtir. Bu bakımdan bilginler Evliya  Çelebi’nin Kaytakça listesi üzerinde sık sık durmuşlardır.
Evliya Çelebi’nin verdiği Kaytakça söz listesi ilk kez W. Barthold’un gözüne  çarpmıştır. Barthold, K voprosu o proisxojdenii kaytakov (Etnografiçeskoe Oboz-renie  LXXXIV – LXXXV, 1910, 37 – 45) adlı yazısında, Evliya Çelebi’nin verdiği  bilgileri B. Ya. Vladimircov’un yardımıyle çözmüştü. Bu çözümlere dayanan  bilgin, Kaytak dilinin bir Moğol diyalekti olduğu inancına varmıştı.
G. J. Ramstedt’in 1911’de çıkan küçük yazısı (K voprosu o kaytakax.  Etnografiçeskoe Obozrenie LXXXVIII – LXXXIX, 1911, 239 – 240), bu konuda yeni  bir şey getirmemiştir. Buna karşılık, Hamdullah Kazvinî’nin Nüzhetü’l-kulûb adlı  eserindeki Moğolca sözleri yayan N. Poppe (Mongol’skie uazvaniya jivotnix v  trude Xamdallaxa Kazvini. Zapiski Kollegii Vostokovedov I, 1925, 195 – 208)  Moğol dili uzmanlarına Evliya Çelebi’nin Kaytakça listesi için yeni olanaklar  vermişti. Bir yandan Poppe’nin verilerine, bir yandan da kendi birleştirmelerine  dayanan P. Pelliot (La pretendu vocabulaire deş Kaitak du Daghestan. Journal  Asiatique 1927, I, 279 – 294), Kazvinî’nin Moğolca verileriyle Evliya Çelebi’nin  Kaytakça sözleri arasında köklü bir karşılaştırma yaptıktan sonra, Kaytakça  verilerle Kazvinî’nin verdiği Moğolca biçimler arasında kuşkulu benzerlikler (ressemblances  inguietantes) bulunduğunu belirtmiştir (294. s.).
Bundan sonra J. Stephenson, Kazvinî’nin eseri üzerine yeni bir çalışma yaymıştı  (The Zoological Section of the Nuzhat-ul-Qulüb of Hamdullah al-Mustaufî al-Qazwînî.  London, 1928). Pelliot, Poppe’nin eski yazışma ve Stephenson’un ortaya koyduğu  yeni gereçlere dayanarak, NüzhetÜ’l-kulûtfAaki Türkçe ve Moğolca sözleri uzuıı  açıklamalarla tekrar yaydı (Leş Formes turques et mongoles dans la nomen-clature  zoologique du Nuzhatu’l-kulûb. Bulletin of the School of Oriental Studies VI,  1931, 555 – 580). Pelliot’nun yeni araştırmaları sonunda Evliya Çelebi‘nin  Kaytakça listesiyle bu eserdeki Moğolca biçimler arasında varlığından söz  açtığımız benzerlikler de arttı. Bu benzerlikleri göz önüne alan yazar, Evliya  Çelebi’yi Kaz-vinî’yi “yağma etmek”le suçladı: “Deş â present je considere  qu’Evliyâ Celebi a froidement pillt; Kazwînî.” (580. s.)

Büyük Fransız bilgininin haklı eleştirmeleri karşısında, eski eserlerden aldığı  bilgileri kendi gözlemi gibi göstermekten çekinmeyen Evliya Çelebi’yi savunacak  değilim. Yalnız, onun Abaza, Gürcü, Mingrel, Arap, Kürt, Tatar, Rus, Sırp,  Boşnak, Hırvat, Macar… dilleri üzerine Verdiği bilgilerin her bakımdan sağlam  olduğunu belirtelim. Bu diller üzerinde duran gezginin doğrudan doğruya kendi  gözlemlerine dayandığı anlaşılıyor. Bu bakımdan sağlam bilgiler veren bu küçük  sözlüklerin bir bölümü uzmanlarca işlenmiş, değerlendirilmiştir. Örneğin R.  Bleich-steiner, Evliya Çelebi’nin Seyaftatraame‘sinde Kafkas dilleri üzerine  verilen dil örnekleri üzerinde durmuştur (Die kaukasischen Sprachproben in  Evliya Ğelebi’s Seya-hetname. Caucasica XI, 1934, 84 – 126). S. S. Djikiya,  Evliya Çelebi’nin Mingre) ve Gürcü dilleriyle ilgili verilerini toplamıştır  (Evliya Çelebi o mingrelskom i gruzin-skonı yazıkax. Sovetskoe yazıkoznanie II,  1936, 109-128). Bundan sonra Djikiya, Evliya Çelebi’nin Lazlar ve dilleri  üzerine verdiği bilgileri de gözden geçirmişti (Evliya Çelebi o lazax i lazskom  yazıke. İberiyskokavkazskoe yazıkoznanie VI, 1954, 243 – 256). H. J. Kissling,  Evliya Çelebi’nin Almanca örnekleri üzerinde durduğu gibi (Einige deutsche  Sprachproben bei Evliya Celebi. Leipziger Vierteljahrschrift für Südosteuropa II,  1938, 212 – 220), L. Ligeti de onun Macarca veri ve örneklerini  değerlendirmiştir (Evliya Cselebi magyar szöjegyzeke. Magyar Nyelv LXVII, 1971,  394 – 409).
Evliya Çelebi’nin eserinde Dobruca ve Kırım Tatarlarının dili, Nogay dili,  Türkmen dili gibi Türk dilleri üzerine bilgi verdiğini yukarıda belirtmiştim. Bu  küçük
örnekler yanında gezginimiz Anadolu ağızlarına da değinmiş, yerli halk arasında  kullanılan birtakım sözleri yazmıştır. Benim bildiğime göre, Evliya Çelebi’nin  “Tosya, Bolu, Dörtdivan Türklerinin lisan ve lehçeleri” konusunda sıraladığı  örnekler, onun Anadolu ağızları için verdiği en zengin sözlüktür. Seyahatname  yazarının dağınık olarak verdiği sözler gibi, bu sözlük de şimdiye değin Türk  dili ve Türk diyalektolojisi bakımından değerlendirilmemiştir. Seyahatname’de  dağınık olarak verilen yerli sözlerin toplanması, işlenmesi uzun sürer. Ancak,  Tosya, Bolu ve Dörtdivan Türklerinin dilleri üzerine verilen örnekler, Anadolu  diyalektolojisi bakımından kolaylıkla değerlendirilebilir.
Seyahatname1 mu Ahmet Cevdet baskısında Tosya, Bolu, Dörtdivan ağzı sözlüğü  olduğu gibi verilmiştir (II, 175-176. s). Zuhuri Danışman baskısında ise bu  sözlük yeni yazıya çevrilmiştir (3. kitap 174 – 157. s.) Danışman, Evliya  Çelebi’nin verdiği sözlerin okunmasında büyük güçlüklerle karşılaşmıştır. Bu  bakımdan küçük bir notta, bu sözlerin doğru olarak yeni yazıya çevrildiğini  iddia edemeyeceğini belirtmiştir.
Bu sözlükteki verileri değerlendirirken Evliya Çelebi Seyahatname’sinin bütün  yazmalarını göz önünde tutmak gerekir. Bu büyük eserin birkaç yazması vardır.  Ahmet Cevdet baskısı Millet Kütüphanesindeki Pertev Paşa yazmasına  dayanmaktadır. Danışman, Topkapı Sarayında Bağdad Köşkü kütüphanesinde bulunan  yazmayı kullanmıştır. Bunlardan başka, Süleymaniye Kütüphanesinde Beşir Ağa  kitapları arasında da Seyahatname’nin güzel bir yazması vardır. Bu yazmalar  arasında bugüne değin sağlam bir karşılaştırma yapılmamıştır. Evliya Çelebi ve  eseri üzerine güzel bir araştırma yapmış olan Prof. Cavit Baysun da bu konu  üzerinde pek durmamıştır. Bu duruma göre Seyahatname’nin sağlam yazmasının  hangisi olduğunu bilmiyoruz. Bu koşullar altında Evliya Çelebi’nin Tosya, Bolu,  Dörtdivan Türklerinin dilleri üzerine verdiği örnekleri değerlendirirken  Seyahatname’nin bütün yazmalarını göz önünde bulundurmaktan başka çıkar yol  yoktur. Biraz sonra sunacağım örneklerden de anlaşılacağı gibi, gezginimizin  Tosya, Bolu, Dörtdivan ağzı üzerine verdiği örneklerin bir bölümü, bütün  yazmaların göz önünde tutulması halinde bile çözülememektedir.

Seyahatname’râ.nTosya, Bolu, Dörtdivan Türklerinin lisan ve lehçeleri” adlı  bölümü, bu eserde yer alan dil örneklerinin en büyüklerinden biridir. Yukarıda  adlarını andığımız yabancı diller için örnek olarak 40 – 50 söz vermekle  yetinmiş, olan yazar, bu listede 100’den çok biçim sıralamıştır.
Bu bildirinin dar çerçevesi içinde bütün bu örnekler üzerinde birer birer duru-lamayacağı  açıktır. Bu bakımdan Evliya Çelebi’ye borçlu olduğumuz bu sözlüğün kapsam ve  değerini belirtirken ancak birkaç örnek vermekle yetineceğiz.
Evliya Çelebi’nin yabancı dilleri tanıtırken tuttuğu belirli bir yol vardır.  Yazar, önce l’den başlayarak 15’e, 20’ye değin sayı adlarının yabancı dildeki  karşılıklarını verir, sonra ekmek, su, şarap gibi yiyecek ve içeceklerin  adlarını sayar. Yabancı diller üzerine verilen bilgiler, birtakım sorularla sona  erer. Sırpça, Hırvatça, Gürcüce, Mingrelce gibi diller konusunda verilen  örnekler bu plana göre düzenlenmiştir. (Bildirimin başında sözünü ettiğim  Kaytakça sözlüğün yapısı bu plandan farklıdır. Bu sözlükteki örneklerin  Hamdullah Kazvinî’nin eserinden olduğu gibi alınmış olması, yazarın, dillerin  tanıtılmasında uyduğu plandan ayrılmasına yol açmıştır, sanıyorum.)
Evliya Çelebi’nin Tosya, Bolu, Dörtdivan ağızlarının özelliklerini belirtirken  de yabancı diller için kullandığı plandan ayrıldığı göze çarpıyor. Yazarın  Anadolu ağızlarını tanıtırken bu yoldan uzaklaşması doğaldır. Türk ağızlarında s  ayı adlarında bir başkalık söz konusu değildir. Bu bakımdan yazar, Türk  ağızlarının özelliklerini belirtmeye çalışırken sayı adlarını saymaktan  çekinmiştir. Nitekim Güney-doğu Anadolu Türkmenlerinin dilinde kullanılan özel  biçimleri verirken sayı adlarını anmamış, bunun sebebini de açık açık  söylemiştir: “Türkman dilinde hesaplar bildiğimiz gibi “bir”, “iki”, “üç”  vesairedir, ama “diğer kelimat ve tabirleri” “bir nebze” verilmiştir.
Evliya Çelebi’nin “Tosya, Bolu, Dörtdivan Türklerinin lisan ve lehçeleri” adı  altında verdiği sözlükle ilgili olarak üzerinde durulması gereken en önemli  sorun, verilen örneklerin gerçekten bu ağızlarda kullanılıp kullanılmadığı  sorunudur. Bu soruna olumlu bir karşılık vermek gerekir. Sözlükte verilen  biçimlerin büyük bir bölümü bugün de Tosya, Bolu ve Dörtdivan çevrelerinde  kullanılmaktadır. Evliya Çelebi’nin listesinde bugün yalnız bu ağızlarda kaldığı  anlaşılan birkaç örnek de vardır. Örneğin Evliya Çelebi, Tosya, Bolu ve  Dörtdivan ağızlarında kullanılan yemiş adlarını sıralarken “kiraz”, “kiraz  kurusu”, “incir” anlamına gelen adlar yanında kişne (veya gişne) biçimini  veriyor ve bunun “vişne” anlamına geldiğini belirtiyor. Vişne biçiminin Anadolu  ve Rumeli ağızlarında kullanıldığını biliyoruz. Öbür Türk diyalektlerinde  kullanılmayan bu sözün komşu dillerden alındığı açıktır. Bizim için ilginç olan,  yazarın verdiği kişne biçimidir. Dialectologique sözlüklerimizde kişne (veya  gişne) biçimi verilmemiştir. Ancak, Evliya Çelebi’nin vermiş olduğu bu biçimin  varlığından şüphe edilemez. Öğrencilerim, bu biçimin Bolu köylerinde bugün de  kullanıldığını bildirdiler. Böylelikle Evliya Çelebi’ye borçlu olduğumuz bu  verinin Bolu ağzında kullanıldığı anlaşılmış oldu.

Evliya Çelebi’nin listesinde “ağaç bardak” anlamına gelen boduç biçimi de geçer.  Bu, Anadolu ağızlarında yaygın olarak kullanılan bir biçimdir. Bu sözün Sinop,  Samsun, Ordu, Giresun, Zonguldak, Çankırı, Kastamonu, Çorum, Tokat, Yozgat,  Amasya, Bolu, Bursa, Afyon, Bilecik, Denizli, Aydın, İsparta, Muğla, Kütahya,  Konya, Niğde, Ankara, Sivas, Kayseri, îçel, Antalya… illerinde kullanıldığını  biliyoruz. Bilecik, Kütahya, Balıkesir, İsparta, Konya, Niğde, îçel, Adana  illerinde boduç yanında melalhetique bocut biçimi de vardır. Buna göre, Evliya  Çelebi’nin verdiği boduç da Tosya, Bolu, Dörtdivan ağzında kullanılan sağlam bir  veridir.
Evliya Çelebi, Tosya, Bolu, Dörtdivan Türkleri arasında “güneş” anlamına gelen  çoğaç biçimini de vermiştir. Dialectologique sözlüklerimize göre çoğaç, Bolu,  Konya, Denizli, îçel illerimizde kullanılan bir biçimdir. Bunlardan başka, bu  sözün Anadolu’da çuvaş biçiminde kullanıldığını da biliyoruz. Bu Türkçe sözün  eski kaynaklarda kullanıldığına da tanık oluyoruz. Bu duruma göre, Evliya  Çelebi’nin verdiği çoğaç da bu bölge ağızlarının malıdır. (Evliya Çelebi,  Seyahatnameydin başka bir yerinde Kastamonu bölgesi Türkleri arasında “bardak”  anlamına gelen seyek biçiminin kullanıldığını da bildirmiştir. Boduç gibi, bu  söz de Anadolu ağızlarında kalmış eski bir biçimdir.)
Seyahatname yazarının verdiği başka bir söz de apıştı sözüdür. “Sacayak”  anlamına gelen bu biçimin Konya ve Eskişehir illerinde kullanıldığını biliyoruz.
Bunun yanında yazar, Tosya, Bolu, Dörtdivan çevresinde “sacayak”a üçbastı adının  verildiğini haber veriyor. Bu adın Anadolu ağızlarında ve özellikle Tosya, Bolu,  Dörtdivan çevresinde kullanıldığı açıktır. Ancak, öğrencilerim arasında bu  biçimi bilenler çıkmadığı gibi, Bolu köylerinde yaptığım araştırmalarda da bu  ada rastlamadım. Dialectologique sözlüklerimizde de bu ad verilmemiştir. Yalnız,  Söz Derleme Dergisinde apıştı maddesinde “üçbastı” karşılığı da kullanılmıştır.  (Anadolu ağızlarında sacayak yanında üçayak adı da kullandır.) İşte Evliya  Çelebi’nin apıştı biçimi yanında saydığı üçbastı adı da anlam bakımından  üçayak’tan farksızdır.

Evliya Çelebi’nin “araba’ anlamıyle verdiği gaŋlı biçimi de ilginçtir. Bu sözü  bugün kağnı olarak kullanıyoruz. Ancak, Seyahatnamemde verilen biçim, bu sözün  eski biçimine daha yakındır. Evliya Çelebi’nin listesinde üzerinde durulmaya değer birtakım meyve ve sebze  adları da vardır. “Muşmula” anlamına gelen döngel, “kestane” anlamına gelen  dombak, “lahana” anlamına gelen kelem gibi.
Döngerin. Bolu, Denizli, İsparta, Ankara illerinde kullanıldığını biliyoruz.  Samsun, Sinop, Bolu, Giresun… illerinde ise töngel olarak kullandır.  (Anadolu’nun birçok yerlerinde döngel’e beşbıyık ve ezgil gibi birtakım adlar da  verilir. Ancak, Evliya Çelebi Tosya, Bolu, Dörtdivan çevresi için yalnız döngefi  vermekle yetinmiştir.)
Evliya Çelebi’nin verdiği dombak da sağlam bir veridir. Yalnız, dialectologique  sözcüklerimizde bu biçim daha çok “şeftali”, “zerdali” veya “kayısı” olarak  verilmiştir. Anadolu ağızlarında tombak (> dombak) yanında tüylü tombak, tüylü  tombalak biçimleri de kullandır. Bunlardan başka, tombalak biçimi “domates”  anlamına da gelir.
“Lahana” anlamına gelen kelem’e gelince: Kelemdin Bolu çevresinde kullanıldığını  biliyoruz. Bundan başka, bu söz Safranbolu, İsparta, Kütahya, Denizli ve  Kara-ağaç’ta da kelem olarak kullanılır. (Anadolu’nun kuzeybatı illerinde  “lahana”ya dürme adı da verilir. Ancak, Seyahatname yazarının bu adı Tosya,  Bolu, Dörtdivan Türkleri arasında duymadığı anlaşılıyor.)
Evliya Çelebi, “havuç” için kızıl ağaç, pürçüklü ve yer sapı adlarını sayıyor.  Anadolu ağızlarında “havuç”un türlü adları vardır: badul (Konya), deber otu  (Denizli, Bilecik), deper otu (Afyon, İsparta, Kütahya), teber otu (Afyon,  Kütahya), teper otu (Ankara, Eskişehir, Uşak, Kütahya, İsparta, Bursa,  Eskişehir, Aydın, Bilecik, Afyon, Antalya, Konya, Denizli, Çankırı, Bolu, Muğla,  içel…), kızıl ot (Muğla, İsparta, Denizli), sarı ot (Denizli)… gibi.  Yazarımızın vermiş olduğu kızıl ağaç biçimi bakımından kızıl ot ve son ot adları  üzerinde durulmaya değer.
Pürçüklü biçimine gelince: Bu, Anadolu ağızlarında “havuç”a verilen en yaygın  addır: Dialectologique sözcüklerimizde bu adın Bolu ilinde kullanıldığı  belirtilmemişse de, bu ad Niğde, İzmir, Ankara, Çorum, Afyon, Sivas… illerinde  pürçüklü, Kastamonu, Amasya, Bilecik, Tokat illerinde ise pürçekli biçiminde  kullanılır.
Son olarak Evliya Çelebi “havuç”a bu çevrede yer sapı adının verildiğini  bildiriyor. Sözlüklerimizde onun verdiği bu ada da rastlanmıyor. Ancak,  yurdumuzda buna benzer birtakım adlar vardır. Örneğin yer otu (Kayseri, Konya,  Çorum, Yozgat, Adana) adı her bakımdan yer sapı’na benzer bir addır. Kerkük’te  kullanılan yer kökü adı ise yer sapı adına büsbütün yakındır. Anadolu’da  “havuç”a yerebatan (Bile-cik>, yeregeçen (İsparta, Afyon), yerekaçan (İsparta)  gibi adlar da verilir.
Evliya Çelebi “kereviz” için hanza veya hınza diye bir biçim de veriyor. Anadolu  ağızlarında “kereviz”, çorduk (Kayseri, Konya), gelin parmağı (Amasya), kokar ot  (Aydın) gibi adlarla anılır. Anadolu’da çorduk biçimi daha çok “ahlat” anlamında  kullanılır. Gelin parmağı ise “kereviz” yanında “havuç” anlamına da gelir. Kokar  ot’un da “kereviz”den başka “bir çeşit yaban otu” anlamında kullanıldığım  biliyoruz. Ancak, Anadolu ağızlarında “kereviz” (veya “havuç”) anlamına gelen ve  Evliya Çelebi’nin yazdığı veriye benzer bir biçime rastlayamadık.
Bunun gibi, “turp” anlamına geldiği bildirilen sepüger (veya sepüker) sözüne  benzer bir söz de bulamadık. Yurdumuzda turp yanında acurga “yaban turpu”  (Manisa), baştankara “kara turp” (istanbul) gibi birtakım sözler kullanılır.  Ancak, bu sözlerle Evliya Çelebi’nin verdiği veri arasında bir bağ kurmak  olanaksızdır.
Seyahatnamemde Evliya Çelebi Tosya, Bolu, Dörtdivan •çevresinde rastladığı köpek  türlerini de sırahyor: göblez “yavru köpek”, çomar “koyun köpeği”, mastı “fino  köpeği”, tula “zağar”. Bu veriler arasında yazar, “tazı” anlamına gelen ilginç  bir biçim de veriyor. Yazmalarda bu veri yetken (veya yitken) biçiminde  yazılmıştır. Topkapı Sarayı yazmasında ise bu veri yetekez ( veya yetkez) olarak  verilmiştir. Evliya Çelebi, Seyahatnamemin başka bir yerinde, Sarıkeçili dağında  yaylayan Türkmenlerin dilini tanıtırken de bu sözü tekrarlamıştır. Atsız (Evliya  Çelebi Seyahat-nâmesi’nden Seçmeler. II, istanbul, 1972) bu veriyi tigen diye  okumuştur (239. s.). Ancak, bunun bizim üzerinde durduğumuz yetken veya  yetfcez’den başka bir şey

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Karadut – Bedri Rahmi Eyüpoğlu