Custom Search

Masal Tekerlemeleri

25 Ocak 2013 tarihinde tarafından eklendi.

MASAL TEKERLEMELERİ

Masalların başında sözcüklerin ses benzerliğinden yararlanılarak söylenen yarı anlamlı, yarı anlamsız söz dizileri vardır. Bunlara “tekerleme” denir.
Masal tekerlemeleri birbirleriyle pek ilgisi olmayan, ancak dinleyicinin ilgisini masala çekmek için bir araya getirilmiş sözlerden oluşur. Tekerlemenin asıl güzelliği de, birbirleriyle ilgisiz gibi görünen bu tür sözlerin bir düzen içinde sıralanmasındadır. Bu da bir söz ustalığını gerektirir. Bu ustalık masal anlatanın, yani masalcının ustalığına bağlıdır.
Aslında tekerlemenin masalla hiçbir ilgisi yoktur. Sadece dinleyicinin ilgisini çekmek ve onu masal dünyasına girişe hazırlamak için söylenir. İşte masalcının söz ustalığı da burada başlar. Söylediği tekerlemeyle dinleyenleri neşelendirir. Anlatacağı masala ilgi çeker. Masalının dikkatle ve heyecanla dinlenmesini sağlar.
Kimi masal tekerlemeleri de bilinenlerden birkaçının birleştirilmesinden oluşur. Araya yeni deyim, benzetme ve sözcükler eklenerek yeni biçimlere sokulur.
Gelin şimdi de söz ustalığının en güzel örneklerinden biri olan masal tekerlemelerinden sizin için seçtiklerimizi okuyalım. Onları ezberlemeye çalışalım. Anlatacağımız masallara bu tür tekerlemelerle yeni renkler katalım.
* * *
Evvel zaman iken, deve tellal iken, saksağan berber iken… Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. İp koptu, beşik devrildi. Anam kaptı maşayı, babam kaptı meşeyi, döndürdüler dört köşeyi. Dar attım kendimi dışarı… Kaç kaçmaz mısın… Vardım bir pazara. Bir at aldım dorudur diye. Bineyim dedim, at bir tekme salladı bana geri dur diye… Padişahın topları ateşe başladı. Topladım gülleleri cebime koydum darıdır diye. Tozu dumana kattım, Edirne’ye yettim. Selimiye minarelerini belime soktum borudur diye. Yakaladılar beni tımarhaneye attılar delidir diye. Babamdan haber geldi, onun eski huyudur diye. Bereket inandılar, tutup beni saldılar. Neyse uzatmayalım, masala başlayalım…
* * *
Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten… Annem kaptı maşayı, babam kaptı küreği, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi… O öfke ile Tophane minaresini cebime sokmayayım mı borudur diye… O öfke ile Tophane güllesini cebime doldurmayayım mı darıdır diye… Orada buldum iki çifte bir kayık. Çek kayıkçı Eyüb’e…
Eyüb’ün kızları haşarı… Bir tokat vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı… Orada gördüm bir kız… Adı Emine, gittim yanına… Bir tarafı tozluk dumanlık, bir tarafı çayırlık çimenlik, bir tarafı sazlık samanlık… Bir tarafta boyacılar boya boyuyor renk ile… Bir tarafta demirciler demir dövüyor denk ile… Bir tarafta Mehmet Ali Paşa cenk ediyor şevk ile… Anan yahşi, baban yahşi, kurtuldum ellerinden… vardım masal iline.(Naki TEZEL’den)
* * *
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde… Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten… Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum dört köşeyi…
Vay ne köşe bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe; bu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi, diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş paşası!.. Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gelgelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı!..
Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!..
Vay başıma, hay başıma; bu yol bitecek gibi tükenecek gibi değil, ya bir devlet kuşu konsa başıma, ya da alsa beni kanadına kaşına, demeye kalmadı bir de gördüm ki, ne göreyim? Adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla, Zümrüdüanka dedikleri değil mi? Kafdağı’nın üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın hele! Yüzü insan, gözü ahu. Ne maval, ne martaval. İşitilmedik bir masal!..
* * *
Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde… Bu sözün önü var, arkası yok; gömleğimin yeni var yakası yok… Sabır da bir huydur, suyu var tası yok. De gel sabreyle sabreyle… İyi ama susuzla sabırsız ne yapar? Ya bir kuyu kazar, ya dolaşır çarşı pazar; ben de aç karın, yüksek nalın çıktım pazara, Mevlam uğratmasın iftiraya nazara…
Bir kaz aldım karıdan, boynu uzun borudan! Kendisi akça pakça, eti kemiğinden pekçe, ne kazan kaldı ne kepçe! Kırk gündür kaynatırım kaynamaz.
Hay dedim, huy dedim; bu ne pişmez şey dedim. Bir iken iki olduk, üç iken dört olduk; anan soylu, baban boylu derken kırk olduk; kırkımız kırk ateş yaktık!… Kırk gündür kaynatırım kaynamaz. Baktım ki olacak gibi, sofraya konacak gibi değil, eğil dağlar eğil dedik; onumuz hu çekti, onumuz su çekti; onumuz un, odun çekti; haydan geleni huya sattık, unu bulguru suya kattık. Suyu kazana, kazanı yeniden ocağa attık; vay ne kaynattık ne kaynattık… De şimdi kaynar mı, kaynamaz mı? Derken efendim bu kez başını kaldırıp bize bakmaz mı!..
Gayrı pabucunu bırakıp kaçan kaçana! Kanadını kaldırıp uçan uçana! Eh, bir ben miyim kırk kişinin gevşeği? Çıkardım ahırdan boz eşeği vurdum sırtına palanı, çektim yedi yerden kolanı; bindirdim üstüne doksanlık anamı. Boynuna mavi bir boncuk takmadım ama, koynuna koydum bir sabırtaşı. Sabırtaşı, sabırcıktaşı deyip geçmeyin öyle! Ne anamın aşı, ne gözümün yaşı. İtler işin başı, tandırın başı, masalın başı, bu sabırtaşı! Verilecek kuluna vermiş, bize de versin Yaradan; haydi dedikoduyu kaldırıp aradan, dinleyin şimdi; sabırlı kim, sabırsız kimdi…
* * *
Evvel zamanda, yoksullar handa Beyler, konağında yaşarmış. Buna öfkelendim Bir hayli söylendim Aldım başımı çıktım dışarı Görmeyin gidişimi Bakmadan sağa sola Düştüm bir yola. Az gittim, uz gittim Dere tepe düz gittim Çayır çimen geçerek Arpa buğday biçerek Soğuk sular içerek Altı ay bir güz gittim Yürüdüm yürüdüm vardım bir bağa Daldım bir konağa Vay sen misin dalan Kimi kolumdan tuttu kimi bacağımdan Attılar beni bir dağa Zoruma gitti başladım ağlamaya Karşıma çıktı bir derviş Derviş amca dedim bu ne iş? Kuru idim ıslandım sel beni neyler Bulut oldum uslandım Yel beni neyler? Vay gidi dünya Kimi güler, kimi söyler Kulak verin bu masala Keloğlan ne iş tutar, n’eyler* * *
Handadır handa, bir kara manda Üç yüz yaşındaydım evvel zamanda Mavi çadır gerilmiş, duydum pazar kurulmuş Vurdum karıncaya palanı Kırk yerinden bağladım kolanı Sardım sırtına seksen sekiz çuval soğanı Vardım pazara Vay ne pazar ne pazar, güzeller durmaz gezer Kırlangıçlar terzi, köpekler kalaycı, tilkiler tüccar
Buldum bir köşe, başladım işe Soğan sarmısak satarken Terazimin kolu kırıldı bir güzele bakarken Kurbağa kanatlandı gitti gelin getirmeye Gelin çıktı çardağa, çat yerleşti bardağa Masaldır bunun adı, dinlemekle çıkar tadı
* * *
Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde… Odunun biri bir odun vurdu kafama… Kafam koptu kalktı gitti sarmısak pazarında sarmısak satmaya… Durur muyum ya, ben de arkasından koştum. O gitti ben gittim, o gitti ben gittim; derken arkasından yetiştim ama, bak şu kafaya: – Ben senin kafan değilim, demesin mi? – Kafamsın! – Değilim! – Kafamsın! – Değilim!
Diye atıştık, vuruştuk. Son sonu kadının kapısında buluştuk. Buluştuk ya, bak şu püsküllü belaya, kadı evde yokmuş, mercimek ağacına çıkmış da mercimek topluyormuş…
Ağacın tepesinden bize bağırdı: – Sizin davanız büyük dava!.. Kuş kanadı kalem olsa, derya deniz mürekkep; gene ne yazılır, ne biter… Hele kırk tomar kâğıt, kırk kucak kalem getirin de ötesini düşünürüz, dedi.
Bir dediğini iki eder miyiz? Aldık getirdik, bulduk getirdik. Merdiveni de aradık taradık, götürüp mercimek ağacına dayadık, dayadık ya, kadı inerken kırılıvermesin mi mübarek!..
Kadı öldü, kafam da bana döndü: Ah kafa, nah kafa; ne çekersem senin elinden çekiyorum…
* * *
Var varanın, sür sürenin… Baykuşu çoktur viranenin… Destursuz bağa girenin, geçmez para ile dükkâna girenin, hokka çömleğini başında patlatır Bekri Mustafa… Hak dost, veli dost… Babamdan kaldı bir eski post… Ben dikerim, o sökülür… Arasına bit, pire sokulur… Ufacığı bakla gibi, büyüceği toklu gibi… Tuttum pireyi, İstanbul’a yolladım. Bekledim, bekledim gelmedi. Ardından uşak yolladım.
Kırk kişiyiz… Onumuz odun yarar, onumuz kav çakar, onumuz su taşır, onumuz ateş yakar… Bir de baktık kaz kafasını kaldırmış, kazandan bize bakar… Fare takla tukla… Ne nohut bıraktı bu yıl, ne de bakla… Kahveci kutuyu sakla, tiryaki olmuş o güdük fare…
Fare ovada yedi başağı, sıyrıldı çıktı direkten… Somunu kaptı kürekten… Gözleri büyük çörekten… Dişleri iri oraktan…
Tavandan teker meker… Gözlerime toz döker… İhtiyara bakmaz geçer. Bir oh çekmez mi bizim güdük fare? Tavanda koptu patırtı… Çömlek başına atıldı… Çektim tüfeği avludan… Yah ettim dokuz kilo soğan.
Derken efendim, baldıranlığa daldı kurudur diye… Boz eşek attı çifteyi geri dur diye. Ben tuttum kuyruğundan ileri diye…
Kalktı sıçradı kürek sapına… Gözünü dikmiş çocuk hakkına… Seksen kiloluk pekmez küpüne…
Reçel olup gitti bizim güdük fare… Efendimin ağası… Sivridir külahisi… Uzatmayalım biz bu sözü, başımıza gelir daha belası…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir memleket padişahının kırk oğlu varmış…
* * *
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal, pire berber iken, ben dayımın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, aşağıdan:
- Tutun da, vurun da! diye bir gürültü kopmaz mı?
- Eyvah, dedim. Şimdi bunlar susmazlar, dayımı uyutmazlar.
İki kalktım, bir hopladım. Yüz ayak merdiveni bir çırpıda atladım.
Baktım; bir kuru kalabalık.
- Nereye gidiyorsunuz böyle? dedim.
- Hak aramaya gidiyoruz, dediler.
Neyse, katıldım ben de içlerine, vardık koca şehrin birine. Aradık taradık, hakkımızı bulduk. Meğer o da pire değil miymiş?
Bindim pireye, vardım Tire’ye. Pire gider çatır çutur, hak sahibine balta getir. Bak şu pirenin işine, yular bağladım dişine. Gören şaştı, duyan şaştı, Üsküdar vapuru Beşiktaş’ı aştı.
Tuttum pirenin birisini, kırdım ufağını irisini, davula geçirdim derisini, kaytan yaptım kuyruğunu.
Sonra sırtına vurdum palanı, altından çektim kolanı, dinleyin bakalım bendeki koca yalanı…(Eflâtun Cem GÜNEY’den)

MASAL TEKERLEMELERİ

Bir iki tombul tekir

Camdan bakar

Başına takar

Hop hop, altın top

MISTIK

Mustafa, Mıstık,

Arabaya kıstık,

Üç mum yaktık,

Seyrine baktık.

LEYLEK

Leylek leylek havada,

Yumurtası tavada,

Gel bizim hayata,

Hayat kapısı kitli,

Leyleğin başı bitli.

KUZU

Kuzu kuzu me

Bin tepeme

Haydi gidelim

Ayşe teyzeme.

YAĞMUR

Yağ yağ yağmur,

Teknede hamur,

Bahçede çamur,

Ver Allah’ım ver,

Sicim gibi yağmur.

KARGA

Karga karga “gak” dedi,

“Çık şu dala bak” dedi,

Karga seni tutarım,

Kanadını yolarım.

PORTAKAL

Portakalı soydum,

Başucuma koydum.

Ben bir yalan uydurdum,

Duma duma dum.

Duma duma dum.

Öğretmeni kandırdım,

Kandırdım.

OYUN

Oooo….. İğne battı,

Canımı yaktı,

Tombul kuş Arabaya koş.

Arabanın tekeri,

İstanbul’un şekeri.

Hop Hop altın top,

Bundan başka oyun yok.

HANIM KIZI

Çan çan çikolata,

Hani bize limonata?

Limonata bitti,

Hanım kızı gitti.

Nereye gitti?

İstanbul’a gitti.

İstanbul’da ne yapacak?

Terlik pabuç alacak.

Terliği pabucu ne yapacak?

Düğünlerde, Şıngır mıngır oynayacak.

KEÇİLER

Ayşe Hanımın keçileri,

Hop hop hopluyor,

Arpa, saman istiyor,

Arpa, saman yok,

Kilimcide çok.

Kilimci kilim dokur,

İçinde bülbül okur.

İki kardeşim olsa,

Biri ay, biri yıldız,

Biri oğlan, biri kız,

Hop çikolata çikolata,

Akşam yedim salata,

Seni gidi kerata.

SINIFLAR

Mini mini birler,

Çalışkandır ikiler,

Mavi gözlü üçler,

Dayak yiyen dörtler,

Misafirdir beşler,

Altılar, altınımı çaldılar,

Yediler, yemeğimi yediler, S

ekizler, semizdirler,

Dokuzlar, doktor oldu,

Onlar bizi okuttu.

EBE

Ebe ebe gel bize

Uzaktan vur elimize

Eğer vuramazsan

Ebesin ebe

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,

Bunu sana kim dedi?

Diyen dedi on yedi

Yağlı böreği kim yedi?

TAVUK

Pazara gidelim,

Bir tavuk alalım,

Pazara gidip,

Bir tavuk alıp ne yapalım?

Gıt gıdak diyelim.

Happur huppur,

Happur, huppur yiyelim.

TOP

Bir iki üç

Söylemesi güç

Sana verdim bir elma

Adını koydum Fatma

Hop hop hop

Bir büyük altın top

 DEDE

Altı kere altı otuz altı

Dedemin sakalı yolda kaldı

Sakalını aldı dereye attı

Dedem sakalsız kaldı

EV

Evli evine

Köylü köyüne

Evi olmayan

Sıçan deliğine

İĞNE

Ooooo İğne iplik

Derme diplik

Çelik çubuk

Sen çık.

NACAK

Nacak sapına

İki kes Bir sana

Biri de bana

HEDİYE

Kızın adı Hediye

Ekmek vermez kediye

Kedi gider Kadıya K

adının kapısı kitli

Hediyenin başı bitli

EL EL EPENEK

El el epenek

Elden düşen kepenek

Kepeneğin yarısı

Keloğlan’ın karısı

KARNIM AÇ

Karnım aç

Karnına kapak aç

Değirmene kaç

Değirmenin kapısı kitli

Heybaşı bitli

DEĞİRMEN

Değirmene girdi köpek

Değirmenci vurdu kötek

Geldi yedi köpek

Hem kötek

Hem yedi köpek

ALİ DAYI

Ali dayının keçileri

Kıyır kıyır kişniyor

Arpa saman istiyor

Arpa saman yok

Kilimcide çok

Kilimci kilim dokur

ÇARŞI

Çarşıya gittim

Eve geldim hanım yok

Bebek ağlar beşik yok

Çorba taşar kaşık yok

Ali baba öldü tabut yok

HAKKI

Hakkı hakkının hakkını yemiş.

Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş.

Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince

Hakkı da Hakkı’nın hakkından gelmiş.

HASAN

Hasan Hasan Helvaya basan

Kapıyı kıran Kızı kaçıran

KÜÇÜK DOSTUM

Küçük dostum gelsene

Ellerini versene

Ellerimizle şap şap

Ayaklarımızla rap rap

Bir şöyle, bir böyle

Dans edelim seninle.

ELLERİM PARMAKLARIM

Sağ elimde beş parmak,

Sol elimde beş parmak

Say bak, say bak, say bak.

Hepsi eder on parmak.

Sen de istersen saymak

Say bak, say bak, say bak.

Hepsi eder on parmak.

ALİ

Ali baksa dum dum

Sakalına kondum

Beş para buldum

Cebime koydum

KUZU

Kuzu kuzu mee

Bin tepeme

Haydi gidelim

Hacı dedeme

Hacı dedem hasta

Mendili bohça

Kendisi hoca

KOMŞU, KOMŞU

-Komşu, komşu ! -Hu, hu! -Oğlun geldi mi?

-Geldi

-Ne getirdi?

-İnci, boncuk.

-Kime, kime?

-Sana, bana.

-Başka kime?

-Kara kediye

-Kara kedi nerede?

-Ağaca çıktı

-Ağaç nerede?

-Balta kesti

-Balta nerede?

-Suya düştü.

-Su nerede?

-İnek içti.

-İnek nerede?

-Dağa kaçtı.

-Dağ nerede?

-Yandı, bitti kül oldu

TAVŞAN

Kapıdan tavşan geçti mi?

Geçti Tuttun mu?

Tuttum Kestin mi?

Kestim Tuzladım mı?

Tuzladım Pişirdin mi?

Pişirdim Bana ayırdın mı?

Ayırdım Hangi dolaba koydun?

Çık çık dolaba koydum

Haydi, al getir

Getiremem Neden getiremezsin?

Kara kediler yemiş.

Vay vay, miyav

NEREDEN GELİRSİN?

Nerden gelirsin? Zikzak kalesinden.

Ne gezersin? Açlık belasından.

Nerde yattın? Beyin konağında.

Altına ne serdiler? Perde.

Desene kupkuru yerde.

Bıyıkların neden yağ oldu?

Bıldırcın eti yedim.

Bıldırcın yağlı mıydı?

Gökte uçarken gördüm.

Saçların neden ağardı?

Değirmenden geldim.

Değirmen dönüyor mu?

Zımbırtısını duydum.

Ayakların neden ıslandı?

Çaydan geçtim.

Çay derin miydi?

Köprüyü dolaştım,

İşte geldim sana ulaştım.

CAM

Bir cam İki cam Üç cam

Dört cam Beş cam Altı cam

Yedi cam Sekiz cam Dokuz cam

On cam

Bu da benim amcam.

Eveleme develeme

Evvel altı elma yedi

Seren sekiz serçe

dokuz Tarmanın topu kara

A devenin çatı kara

EBE

Ebe ebe nerede Su doldurur derede

Dere boyu çalılık Derede olur balık

Şu ebe de ne alık

Oltamı attım, Balığı tuttum.

Balık suya dalamaz, Ebe beni bulamaz.

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi

Bunu kim dedi, Diyen dedi on yedi,

Yağlı böreği kim yedi?

ELLERİM

Ellerim tombik tombik,

Kirlenince çok komik

Kirli eller sevilmez

Güzelliği görülmez

Dişlerim bakım ister

Hele saçlar, hele scalar

Uzayınca tırnaklar

Kirlenince kulaklar

Bize pis derler, pis derler

DEVE

Eveleme develeme

Evvel altı elma yedi

Seren sekiz serçe dokuz

Tarmanın topu kara

A devenin çatı kara.

PATLICAN

Patlıcan var patlıcan,

Patlasın senin kocan.

Şisko şisko biberler,

Arabaya bindiler.

Elmalar yedi buçuk,

Onu yedi, bir çocuk.

Patlıcandan bıktım,

Ben oyundan çıktım!

KOMŞU

Komşu komşu huu… Sırtındaki ne?

Arpa Kaça sattın Kırka Eve ne aldın?

Hırka Çocuğa ne aldın ? Halka

BÖREK

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, Bunu sana kim dedi?

Diyen dedi on yedi, Yağlı böreği kim yedi?

SINIFLAR

Mini mini birler, Çalışkandır ikiler,

Mavi gözlü üçler, Dayak yiyen dörtler,

Misafirdir beşler, Altılar, altınımı çaldılar,

Yediler, yemeğimi yediler, Sekizler, semizdirler,

Dokuzlar, doktor oldu, Onlar bizi okuttu.

HANIM KIZI

Çan çan çikolata, Hani bize limonata?

Limonata bitti, Hanım kızı gitti.

Nereye gitti? İstanbul’a gitti.

İstanbul’da ne yapacak? Terlik pabuç alacak.

Terliği pabucu ne yapacak?

Düğünlerde, Şıngır mıngır oynayacak.

PİTİ PİTİ

Ooooopiti piti Kremanın sepeti

Terazi lastik jimnastik

Biz size geldik bitlendik

Hamama gittik temizlendik

Dik Dik Dİk

Son dersimiz matematik

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Sanatçılarımız ve En Tanınmış Eserleri