Custom Search

Türk Dünyasında Ortak İletişim Üzerine

19 Ocak 2013 tarihinde tarafından eklendi.

 

Prof. Dr. Şükrü Halûk  AKALIN 

Ankara Üniversitesi Türkçe  ve Yabancı Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi TÖMER’in düzenlediği Ortak Dil  Türkçe konulu toplantı, son derece mükemmel bir zamanlama ile Türkiye  Cumhuriyeti devletinin ulus devlet yapısını sarsacak dayatmalarla karşı karşıya  olduğu bir dönemde yapılıyor.

Türkiye Cumhuriyetinin  kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün; Türk milletini, Türkiye Cumhuriyetini kuran  Türkiye halkı olarak tanımladığı ve bu milletin dilini de Türk milletinin  dili Türkçedir sözüyle açıkladığı Türkiye Cumhuriyetinin ana niteliğini  ortaya koyan temel ilkesine rağmen, sözde sağlanacak birtakım çıkarlar için  ülkede dil birliğini bozacak girişimlerde bulunulduğu sırada TÖMER’in  düzenlediği Ortak Dil Türkçe toplantısı son derece anlamlıdır. Türk dünyasının  dilde birliğinin, fikirde birliğinin, işte birliğinin sağlanması düşüncesini  dile getiren Gaspıralı İsmail Beyin ülküsünün gerçekleşmesi için siyasî,  kültürel ve teknolojik şartların oluşmaya başladığı bir dönemde, Türkçeden başka  dillerle öğretim yapılması için tavsiyelerde, telkinlerde, hatta zorlamalarda,  dayatmalarda bulunulması, içinde bulunduğumuz dönemi daha da önemli kılıyor.  İşte böylesine önemli günler yaşadığımız, Cumhuriyetin temel niteliklerinin yok  edilmek istendiği bir dönemde Ortak Dil Türkçe toplantısını düzenleyen  Ankara Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Nusret Aras’a, TÖMER Müdürü Sayın  Aypar Altınel’e ve toplantının düzenlenmesine emeği geçen herkese teşekkür  ederim.

Değerli dinleyenler,

Hepimizin yakın zamanda  tanık olduğu siyasî gelişmeler sonucu Varşova Paktı dağıldı, Doğu Bloku olarak  da adlandırılan ülkeler bağımsız hâle geldiler. Sovyetler Birliğinin  dağılmasıyla önceden Sovyet Cumhuriyeti olan on beş cumhuriyet, ayrı ayrı  bağımsız devletler olarak dünya siyasetinde yerini aldı. Rusya Federasyonu dahil  olmak üzere yeni cumhuriyetler ekonomide, bilimde, sanatta, sporda kısacası tüm  alanlarda dünyaya açılmağa başladı.

Yaşanan bu gelişmeler, Türk  soylu halklar için yeni fırsatlar ortaya çıkardı. Ülkeler arasında yakınlıklar,  ilişkiler güçlendirildi. Türk dünyası kültür bakanlarının, üniversite  rektörlerinin, iş konseylerinin toplantıları düzenlendi. Türkiye’de çeşitli  kurultaylar düzenlendi

Bu yeni oluşumda daha ilk  günlerde dikkatleri çeken Türk halklarının konuştuğu dil oldu. Türk soylu  halklar aslında kökeni ortak olan çeşitli lehçeleri konuşuyorlardı. Konuşmaların  büyük bir bölümü anlaşılıyordu, biraz dikkat edince  bazı seslerin düzenli  olarak bazı lehçelerde değişime uğradığı görülüyordu.

Yapılan toplantılarda dil  konusu, alfabe konusu hep gündemdeydi. Türk soylu halklar arasında alfabe  birliğine gidilip gidilemeyeceği, ortak bir yazı dili, iletişim dili oluşturulup  oluşturulamayacağı konuları bu toplantılarda sürekli dile getiriliyordu.

Bu toplantımızda ortak yazı  dilinden çok, Türk halkları arasında ortak bir iletişim dili konusu üzerinde  duracağım. Şu anda önümüzde duran en önemli sorun Türk halkları arasındaki  iletişim dilidir. Türk halkları arasında ekonomik, kültürel ve siyasî ilişkiler  artmıştır. Bu ilişkilerin daha da artması, güçlenmesi Türk halkları arasında  sağlıklı bir iletişimin kurulmasıyla mümkün olur. Türk halkları arasında  sağlıklı bir iletişimin kurulması, Türk Cumhuriyetlerinin ve topluluklarının  birbirine daha fazla yaklaşmasını sağlayacaktır. Kısacası, bu durum çok yönlü,  birbiri ile iç içe geçmiş ilişkiler yumağıdır. İletişim arttıkça ekonomik ve  kültürel ilişkiler artacak, artan ekonomik ve kültürel ilişkiler iletişimin  güçlenmesini sağlayacaktır.

 İletişim, bütün tarafların  anlaşabileceği bir dille sağlanabilir. Aynı dili konuşan insanlar ana dilleriyle  anlaşırlar. Ana dilleri farklı olan, ana dillerinde anlaşamayan insanlar ise  ancak bildikleri ortak bir yabancı dille anlaşırlar.  Türk soylu halkların  lehçelerinin bir bölümü birbirine çok yakındır, Türkiye Türkçesi Azerbaycan  Türkçesine, Kazak Türkçesi Kırgız Türkçesine, Özbek Türkçesi Uygur Uygur  Türkçesine yakındır. Ancak, Türkiye Türkü ile Kazağın, Türkmen ile Altaylının  ilk anda anlaşması kolay olmamaktadır. Birkaç gün bir Türk ülkesinde bulunulduğu  zaman anlaşma oranı hemen yükselmektedir.

Peki, ile­ti­şi­min,  haberleşmenin hız kazandığı dünyamızda Türk halkları hangi dilde haberleşecektir  ? İletişimde ya herkes kendi lehçesini kullanacak, veya her iki tarafın da  bildiği ortak bir yabancı dil konuşulacaktır. Türk halkları ana dillerinin yanı  sıra çeşitli yabancı dilleri bilmekte, bazı ülkelerde bu yabancı diller öğretim  dili olarak kullanılmaktadır.

Türkiye Türklerinin yabancı  dili çoğunlukla İngilizcedir. Almanca ve Fransızca ise yabancı dil olarak daha  az oranda kullanılmaktadır. Eski Sovyetler Birliğindeki Türk halklarının yabancı  dili Rusçadır. İran’daki yirmi milyonu aşkın Azerbaycanlı ise yabancı dil olarak  Farsçayı bilmektedir. Irak Türkmenlerinin ve Suriye Bayır Bucak Türklerinin  yabancı dili Arapçadır. Yunanistan’daki Türklerin yabancı dili Yunanca,  Bulgaristan’daki Türklerin yabancı dili Bulgarca, Romanya’daki Tatar ve Oğuz  Türklerinin yabancı dili Romence, Makedonya’daki Türklerin yabancı dili  Makedonca ve Sırpça, Kosova’daki Türklerin yabancı dili ise Sırpçadır, Arnavutça  bilen Türkler de vardır. Bu geniş Türk dünyasında farklı lehçeleri konuşan Türk  halklarının birbirleriyle hangi dilde iletişim kuracağı üzerinde durulması  gereken bir konudur.

Bir Kazak ile bir Kosovalı  Türkün konuşması sırasında hiçbiri karşısındakinin leh­çe­si­ni  an­la­­yamayacaktır. Kazağın yabancı dili Rusça, Kosovalı Türkün yabancı dili  Sırpça veya Arnavutçadır. Ya­bancı dillerde de anlaşamadıklarına göre bu iki  kişi hangi dilde anlaşacaktır?  Birinin Rusçayı ya da diğerinin Sırpçayı  öğrenmesi mi gerekmektedir ? Yabancı dillerle anlaşmalarını beklemek son derece  anlamsızdır. Doğrusu, bütün Türk soylu halkların birbirleriyle anlaşabileceği  ortak bir iletişim diline sahip olunmasıdır.

Çağımızda iletişim  araçlarının gelişmesi ve hız kazanması bütün dünya milletlerini bir­bi­rine  yaklaştırmıştır. Bilginin ve iletişimin iç içe olduğu yeni bir kavram insanlığın  ge­le­ce­ği­ne yön vermektedir. Bu kavram Türkçede bilişim (İng. İnformatics)’dir.  Bilginin ve haber­leş­me­nin müthiş bir hızla gidip geldiği sistem ise  internettir. Dünya milletleri arasındaki uzak me­sa­fe­leri ortadan kaldıran  internet, Türk halklarını birbirine yaklaştıracaktır. İnterneti sadece el­mek  (e-mail) ve ağ sayfaları (web pages) olarak düşünmek doğru değildir. Sanal  yayıncılık (vir­tual publishing), konferans sistemleri, haberleşme hatları,  tartışma hatları, internet üzerinden canlı radyo ve televizyon yayını gibi pek  çok ile­ti­şim yolunu da düşünmek gerekir. Şu anda internette insanlar çoğunluğu  İngilizce olmak üze­re Almanca, Fransızca, İtalyanca, Türkçe, Rusça gibi çeşitli  dillerle haberleş­mek­te­dir. Aynı mil­letten olan insanlar kendi dilleriyle  haberleşmesini sürdürürken, farklı mil­let­ler­den olan in­san­lar  iletişimlerini çoğunlukla İngilizce yapmaktadır.

Yazı birliğinin, yani alfabe  birliğinin sağlanması öncelikli önem taşımaktadır.

Yirminci yüzyılın başlarına  gelindiğinde Türk soylu halkların büyük bir çoğunluğu Arap kaynaklı yazıyı  kullanıyordu. Arapça için belki mükemmel olan Arap yazısı Türkçe için ve bütün  Türk soylu halkların dilleri için hiç de uygun bir yazı sistemi değildi.  Arapçada ünlü sayısı son derece az iken, Türk lehçelerinde ünlü sayısı sekiz,  dokuz, hatta on olabilmektedir. Yazının Türkçe için yetersizliği öteden beri  tartışılıyordu. On dokuzuncu yüzyılda Arap alfabesinden kurtulup Latin  alfabesine geçmek için birtakım teşebbüsler olmuştu. Latin yazısına geçen ilk  Türk halkı Yakutlardır. 1917-1918 yıllarında Yakutların Lâtin kaynaklı yazıya  geçtiklerini biliyoruz. Azerbaycan Türkleri de 1927’de Lâtin alfabesine  geçtiler. 1926’da Bakû’de Birinci Türkoloji Kongresi yapıldı. Bu kongrede uzun  tartışmalardan sonra Latin kaynaklı bir alfabe benimsendi ve buna Birleştirilmiş  Türk Elifbası adı verildi. Bu alfabe aşamalı olarak Sovyetlerdeki Türk  Cumhuriyetlerince kullanılmağa başlandı. 1928’de Atatürk, en büyük  atılımlarından birini gerçekleştirerek Türkiye’de Lâtin alfabesine geçişi  sağladı. 1930’ların başında neredeyse bütün Türk dünyası aynı kaynaklı yazıyı  kullanıyordu. Bu durum devam etseydi belki de Sovyetlerdeki Türk halklarının  birbirleriyle anlaşması daha kolay olacaktı. Ancak, Stalin’in 1930’larda  başlattığı kıyım sırasında Sovyetlerdeki Türk halklarının Lâtin yazısını  kullanmalarına son verildi. Ne ilginçtir ki 1926 Bakû Türkoloji Kongresinde  Lâtin alfabesini savunan bilim adamlarının çoğunun ölüm tarihi 1937’dir. Bunlar  arasında Türk soylu halkların bilim adamlarının yanı sıra ünlü Türkolog  Samoyloviç de vardı. Bu kıyım sırasında Türk halklarının artık Kiril yazısını   kullanmalarına karar verildi. 1937’de başlayan Kiril yazısına geçiş uygulaması  1940’lı yılların başlarında tamamlandı.

Sovyetlerdeki bütün Türk  halkları aynı Kiril alfabesini kullansalardı belki de bugünkü dağılmışlık yine  olmayacak, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler hatta Azerbaycanlılar  birbirlerini anlayabileceklerdi. Bu olmadı… Her cumhuriyette, oluşturulan her  yazı dilinde farklı bir Kiril alfabesi  uygulamaya sokuldu. Bilindiği gibi  dünyadaki bütün dillerde sesler ortaktır. Dilleri birbirinden ayıran sesler  değil, seslerin oluşturduğu anlamlı yapılardır. Seslerin yazıdaki karşılıkları  olan harfler de farklı dillerde aynı sesleri gösterebilir. Türk lehçelerinde  seslerin neredeyse yüzde doksan dokuzu ortak iken bu seslerin bir bölümü için  farklı işaretler kullanıldı. Geçen zaman içerisinde Türk halklarının dilleri  birbirinden uzaklaşmağa başladı.

Bilim ve öğretim dili olarak  Rusçanın yaygınlaştırılması da Sovyetlerdeki Türk   soylu halkların  birbirlerinin dillerinde anlaşma sağlamalarını engelledi. Bir Kazak ile Kırgız  kendi ana dillerinde konuşsalar anlaşma oranı yüksek olacak ve belki de bu iki  komşu lehçe bu kadar birbirinden uzaklaşmayacaktı. Sovyet halklarının kardeşlik  dili Rusça, Sovyet dili Rusça  gibi kandırmacalar sayesinde Rusça, Türk soylu  halklar arasında iletişim dili haline geldi.  Artık bugün bir Özbek ile bir  Kazak yan yana geldiğinde gayet rahat bir şekilde Rusça konuşarak anlaşıyor.  Hatta aynı soydan gelenler bile kendi aralarında Rusça konuşmayı tercih  ediyorlar. Birkaç cumhuriyet dışında hemen hemen bütün Sovyetler Birliğinde  yüksek öğretimde öğretim dilinin Rusça olması yeni kuşakların ana dilinden  uzaklaşmasına yol açtığı gibi Türk soylu halkların birbirlerinin dillerini  tanımalarını da engelledi. Böylece bugünkü tablo ortaya çıktı.

Bugün Türk soylu halklar  arasında bir iletişim dili nasıl kurulabilir ?

Öncelikle Türk  lehçelerindeki ortak unsurlar üzerinde durulmalıdır. Bunlardan ilki Türk  lehçelerinin ortak söz varlığıdır. Türk soylu halkların dilleri incelendiğinde  kelimelerin çoğunun ortak olduğu görülür. Türk halkları arasındaki ortak  iletişim dili bu ortak söz varlığına dayalı olarak kurulacaktır. Kelimelerin  lehçelerde ses değişiklikleriyle kullanılması anlamın kavranmasını engel  olmayacaktır. Kelimelerde ne kadar büyük ses değişikliği olursa olsun  hece  sayısındaki eşitlik, vurgu ve kelimenin tınısı anlamı çıkarmayı  engellememek­te­dir. Kelimelerin söz dizimi içerisinde yeri de metin bağlamından  anlamın çıkarılmasını daha da kolaylaştıracaktır.

Şimdi Türk halklarının ortak  söz varlığını ana hatlarıyla değerlendirelim:

Bazı ses farklılıkları  dışında fiillerin neredeyse tamamı ortaktır. Uzun tarihi boyunca dilimize  yabancı dillerden ad, sıfat, zarf, edat türünden kelimeler girmiştir, ancak  yabancı kökenli fiil dilimizde çok azdır. Bu nedenle fiillerimizin çoğunun  anlamı kolayca kavranabilir.

Zamirlerimizin hepsi  aynıdır. Sadece birinci teklik kişi zamirinde /b/ ~ /m/ değişimi görülür. Ancak,  Türk dünyasının bütün mensupları men’in ben anlamına geldiğini, ben’in de men anlamında kullanıldığını bilmektedir. Zamirlerin  çekimlerinde farklılıklar vardır, ancak cümlenin bağlamından anlamı çıkarmak  mümkündür.

Sayı adlarımız ortaktır.  Bütün Türk halkları aynı sayı adlarını kullanmaktadır. Milyona kadar olan sayı  adları da Türkçe kökenlidir. Milyon, milyar gibi sayı adları yabancı kaynaklı  olmakla birlikte bütün lehçelerde bu alıntı kelimeler kullanılmaktadır. Şu halde  Türkçe kökenli olsun alıntı olsun bütün sayı adları ortaktır. Diğer kelimelerde  olduğu gibi sayı adlarında da lehçelere göre birtakım ses değişmeleri vardır.  Bunlar da metin bağlamından rahatlıkla anlaşılabilecek kelimelerdir.

Ağız, burun, kulak, dil,  diş, saç gibi organ adları Türkçe kökenlidir. Bazı lehçelerdeki ses değişmeleri  kelimelerin anlaşılmasına engel değildir.

Coğrafya adları bütün  lehçelerde ortaktır. Bu kelimelerde de birtakım ses değişiklikleri vardır, ancak  bunlar da anlaşmaya engel değildir. Biraz dikkat ve gayretle bu kelimelerin  anlamları çıkarılabilir.

Renk adlarımız ortaktır: ak, kara, sarı, al, kızıl… Bazıları lehçelerin genel ses  özellikleri sebebiyle değişikliklere uğrar: yeşil ~ jasıl ~ caşıl.

Soru kelimelerimiz ortaktır: Kim, ne bütün lehçelerde kullanılmaktadır.   Kaç ~ kança ~ neçe gibi kelimeler farklı da olsa alış veriş sırasında hangi anlamda  kullanıldıkları kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Türk halkları arasında ortak  iletişim dilinin nasıl kurulacağı konusuna gelince… Bu da zamanla  gerçekleşecektir. Ancak bunu zamana bırakıp beklemenin bir anlamı yoktur.  Atatürk, bugünkü durumu daha 1933 yılında görmüş ve bir gün Sovyetler Birliğinin  dağılacağını, Türk soylu halkların bağımsızlıklarına kavuşacaklarını, dili bir,  inancı bir soydaşlarımızla şimdiden ilgilenmemiz gerektiğini meşhur konuşmasında  söylemişti.

Evet, Atatürk’ün dediği gibi  o gün geldi. Ancak, ne yazık ki Atatürk’ün 1933’te gördüğü gerçeği biz daha önce  göremedik ve bugüne hazırlanamadık. Türk halkları arasındaki dil köprüsünü tam  anlamıyla kuramadık. Ortak iletişim dili konusunda bugün neler yapılmalıdır,  kısaca bunlara değinmek istiyorum:

Yapılması gereken ilk iş  bütün Türk soylu halkların ortak bir alfabeye geçmesidir. Bilgisayar ve iletişim  teknolojileri Latin alfabesine dayalı olarak geliştiğine göre bütün Türk soylu  halklar en kısa zamanda ortak bir Latin alfabesine geçişi sağlamalıdır. Bu  alfabede Türk lehçelerindeki ortak sesler için ortak harfler kullanılmalıdır.  Alfabe mümkün olduğu kadar pratik olmalıdır. İşaret kalabalığından  kaçınılmalıdır. 1991 yılında Marmara Üniversite­sin­de yapılan toplantıda  belirlenen 34 harflik ortak alfabeden her Türk Cumhuriyeti ve topluluğu kendisi  için gerekli olan işaretleri alarak alfabesini oluşturmalıdır.  Bu alfabedeki  işaretlerden başka işaretler kullanılmamalıdır. Bu alfabenin bütün Türk  halklarına öğretilmesi ve alfabenin kullanılması için dilcilere önemli  görevler  düşmektedir. Siyasi iktidarlara bu konu bilimsel olarak anlatılmalıdır.

Azerbaycan Cumhuriyetinde  Lâtin kaynaklı alfabe 1 Ağustos 2001 tarihinden  itibaren kullanılmaya başlandı.  Azerbaycan’da Lâtin yazısına geçiş çalışmaları 1992’de başlamıştı ama zaman  zaman sekteye uğrayan bu geçiş 18 Haziran 2001’de Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in  ‘devlet dilinin tekmilleştirilmesi’ hakkındaki kararı ile kesinlik kazandı.  Türkmenistan’da ve Özbekistan’da da bu yolda kararlar alındığını ve uygulamanın  aşamalı olarak yürütüldüğünü biliyoruz. Lâtin kaynaklı alfabenin bütün Türk  dünyasında yaygınlaşmasıyla ortak iletişim dilinin kurulmasında önemli adımlar  atılmış olacaktır.

Türk dünyası ortak iletişim  dili üzerine araştırmalar, çalışmalar yapmak üzere Türk Cumhuriyetlerindeki dil  enstitülerinin, dil kurumlarının desteğiyle uluslar arası araştırma enstitüsü  kurulmalıdır. Bu enstitüde Türk dünyası ortak iletişim dilinin söz varlığı,  terimleri üzerine çalışmalar öncelikli olarak yürütülmelidir.

Türk halklarının söz varlığı  belirlenmelidir. Bugün Türk lehçelerinin 40.000 ila 80.000 kelimelik söz varlığı  mevcuttur. Bütün Türk lehçelerinin söz varlığını ortaya koyacak büyük bir  karşılaştırmalı sözlük hazırlanmalıdır. Bir kavram için bir lehçede yabancı  kaynaklı kelime, diğer lehçelerde Türkçe kökenli kelime kullanılıyorsa Türkçe  kökenli kelime o lehçeye de alınmalıdır.  Böylece lehçelerin söz varlıkları da  doğal kaynaktan zenginleşmiş olacaktır. Bu konuda Türk Dil Kurumunda  yürütülmekte olan projeden söz etmek gerekiyor. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri  Sözlüğü ve Grameri Projesinde çok sayıda uzman çalışıyor. Prof. Dr. Ahmet B.  Ercilasun’un başkanlığında yürütülen projede Türk lehçelerinin söz varlığı  ortaya konulacaktır. Hazırlanacak bu sözlük, önemli bir boşluğu dolduracaktır.  Bu projede Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Grameri de hazırlanmaktadır.

Türk dünyasında ana dilde  öğretim de üzerinde önemle durulması gereken bir başka konudur. Türk soylu  halklar ilkokuldan üniversiteye kadar öğretimlerini ana dillerinde yapmalıdır.  Ana dilden başka bir dille öğretim yapılması dereceli olarak kaldırılmalı, her  öğretim kademesinde aşamalı olarak ana diliyle öğretime geçilmelidir.

Türk halkları birbirinin  edebi eserlerini okumalı, okutmalıdır. Okul kitaplarında her Türk lehçesinden  parçalar özgün şekilleriyle ve o lehçeye aktarılmış şekilleriyle yer almalıdır.  Türk dünyası ortak edebiyatının kaynak eserleri destanlar, masallar, ninniler,  atasözleri her cumhuriyette ayrı ayrı yayımlanmalıdır. Bu edebi eserlerin bütün  Türk dünyasının ortak ürün­leri olduğu bilinci yaygınlaştırılmalıdır.  Türk  dünyası şair ve yazarlarının eserleri diğer leh­çelerde de yayımlanmalıdır. Bu  eserler ortak Türk alfabesiyle yayımlanmalı, sayfanın bir ta­ra­fında özgün  metin karşısında ise aktarması bulunmalıdır.

Türk cumhuriyetlerinin radyo  ve televizyon yayınlarının Türk halkları tarafından izlenmesi sağlanmalıdır.  Yayınlar Türk dili ile yapılmalıdır. Televizyonlarda Türk halklarının filmleri  özgün şekilleriyle oynatılmalı, alt yazıda o ülkenin lehçesine aktarılmalıdır.

Türk dünyasındaki sanat ve  kültür ilişkileri karşılıklı olarak geliştirilmeli, güçlendirilmelidir. Müzik,  sinema, tiyatro gibi sanat türleri ortak iletişim dilinin gelişmesine yardımcı  olacaktır.

Türk lehçeleri için pratik  günlük konuşma kitapları hazırlanmalıdır. Burada kullanılacak cümlelerde ortak  kullanımlara ağırlık vermek gerekir. Bir lehçe için çok özel ifade yerine, her  lehçede anlaşılabilecek genel kullanışlar tercih edilmelidir.

Kabilecilik, aşiretçilik  gibi Türk dünyasını bölen düşüncelerden kaçınılmalıdır. Ağız özelliklerini yazı  diline aksettirmekten uzak durmalıdır. Mümkün oldukça bütün Türk lehçelerindeki  ortak şekiller kullanılmalıdır.

Türk halkları birbirleriyle  iletişimlerinde kendi dillerinden başka bir dili, iletişim dili olarak  kullanmamalıdır. Halklar arasındaki iletişimde Rusça veya İngilizce gibi çeşitli  yabancı dillerin kullanılması ortak iletişim dilinin ve ortak yazı dilinin  oluşmasını geciktirir, hatta engeller.

Türk halkları arasında  iletişimi artıracak ve geliştirecek bir başka unsur ise internettir. İnternette  Türk halklarının haberleşmesi için ortak alfabe uygulaması  en kısa zamanda  başlamalıdır. İnternette Türk halkları birbirleriyle ana dillerinde haberleşmeli  ve internet kullanılacak ortak terimleri üretilmelidir. Türk Cumhuriyetlerinin  Üniversitelerinin ve diğer kurumlarının internette açacağı sayfalar öncelikle ve  mutlaka ana dille yazılmalıdır. Ana dildeki internet sayfalarının yabancı  dillere de çevrilebilir. Türkiye’de başlatılan İnternette Türkçeyi  Yaygınlaştıralım çalışmalarına Türk Cumhuriyetleri de katılmalıdır.

Türk halkları ortak iletişim  dilinin oluşturulması için Sürekli Türk Dil Kurultayları yeniden  canlandırılmalı, her yıl bir Cumhuriyette yapılmalıdır. Kurultaylarda ortak  iletişim dilinin oluşma şartları ele alınmalı, gelişmeler izlenmelidir. Bu  kurultaylarda zaman içerisinde ortaya çıkabilecek durumlarla ilgili olarak ortak  çözüm yolları yürürlüğe konulmalıdır.

Yapılacak bu çalışmalarla  ortak iletişim dilinin kurulması sağlanacak ve ortak iletişim dili ortak Türk  yazı dilinin temelini oluşturacaktır.

Şu anda özellikle  Türkologlar arasında bir ortak iletişim Türkçesi oluşmuş durumdadır. Hatta bu  bilim adamlarımızın konuşmalarını sokaktaki insan dediğimiz, dilcilikle ilgisi  olmayan kişiler bile anlamaktadır. En son örneğine Diyarbakır’da düzenlenen  Nevruz konulu toplantıda tanık olduk. Toplantıya konuşmacı olarak katılan  Azerbaycan Türklerinden Kamil Veli Nerimanoğlu, salondaki herkesin  anlayabileceği bir dille konuşmasını yaptı. Bu ne tam Azerbaycan Türkçesi, ne de  tam Türkiye Türkçesi idi. Özellikle Diyarbakırlı yurttaşlarımız bu konuşmayı çok  iyi anladılar, çünkü tarihteki Akkoyunlu, Karakoyunlu Türk devletlerinin dil  özellikleri bugün hem Diyarbakır ağzında hem de Azerbaycan Türkçesinde yaşıyor.  Bu örnekler Türk dünyasında ortak iletişim dilinin oluşmasının mümkün  olabileceğini göstermektedir.

Önemli olan öncelikle  ülkemizde, Türkiye Cumhuriyetinde dil birliğinin korunması, güçlendirilmesi,  bununla birlikte  bütün Türk dünyasında ortak iletişim dilinin oluşması uğrunda  çalışmaların yürütülmesidir.

Hepinizi saygıyla  selamlarım.   

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz