Custom Search

Taze Fidanlar – Çanakkale Şehitleri ile İlgili Tiyotro – Hicabi Ünal

5 Ocak 2016 tarihinde tarafından eklendi.

                                                                TAZE FİDANLAR

ÇANAKKALE ŞİİR TİYATROSU

Senaryo: Hicabi GÜNAL

Oyunun müzik dosyaları , dekor ve kostüm desteği için     hicabigunal@hotmail.com

Facebooktan ulaşanilirsiniz.

ŞİLE İMKB 50. YIL ÇPA LİSESİ “TAZE FİDANLAR” ŞİİR TİYATROSU – 4

WORD HALİNDE İNDİR

Yazarın Notu:

Ne yazık ki tarihimizdeki pek çok önemli olay ve şahsiyetleri günümüz insanına anlatan sanatsal eserler,  yok denecek kadar azdır.  Çanakkale Savaşlarını ve ruhunu anlatan güzel bir tiyatro eseri de maalesef henüz edebiyatçılarımız tarafından yazılıp halkımıza ulaştırılamadı. Bu yokluktan hareketle amatörce de olsa bir oyun yazmaya karar verdim.  5 yıldan beri her yıl farklı öğrenci gruplarıyla bu oyunu sahnelerken geliştirme imkânı buldum.

           Çanakkale Savaşlarının 100. yıl dönümü dolayısıyla dört aydır yoğun prova yaptık. Son olarak  “Taze Fidanlar” şiir tiyatrosu;  oyunculuk kalitesi, kostüm, dekor, ışık, canlı müzik ve ses efektleriyle seyircilere Çanakkale Savaşlarındaki asil ruhu ve birliği yeniden yaşatan ve bazı sahnelerde coşkulu alkışlarını alan bazı sahnelerde ise gözyaşlarını sildiren bir oyun haline geldi.

SİTENİZ ARACILIĞIYLA TÜRM ÖĞRETMENLERİMİZE ULAŞMASI DİLEĞİYLE

                                                                                                                                                    HİCABİ GÜNAL 

                                          

1.BÖLÜM                                                                          

(Sahne ikiye bölünmüş : sağ tarafta bir köy evi dekoru bir köylü kadın beşik sallar, sol tarafta Çanakkale’de bir siper görüntüsü, sisli kırmızı ışık yanar, Dede sahneye gelir…)

 

DEDE:

MÜZİK 1:    30. saniye

 

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.


                   (Kadınlar çocuklar ve köyün ihtiyarları yorgun ve ümitsiz sahneye gelir)

  1. KADIN ANLATICI : (Elinde gaz lambası yaşlı bir kadın Süleyman Dedenin sağ tarafına gelir)

Yıl 1914 dünya kanlı bir savaşı yaşıyor. İngiliz, Fransız donanmaları Çanakkale Boğazını aşıp İstanbul’u almak, Karadeniz’e geçip Rusya’ya yardım etmek istiyordu.

  1. KADIN ANLATICI :  (Elinde gaz lambası yaşlı bir kadın Süleyman Dedenin sol tarafına gelir)

                                          Çanakkale Boğazı 1656 yılında Venediklilerin
1. KADIN ANLATICI   :  1770’de Rusların,

  1. KADIN ANLATICI :  1807’de İngilizlerin
  2. KADIN ANLATICI : 1911 yılında İtalyanların saldırıl arına uğramış
  3. KADIN ANLATICI : Ve 1915 yılında tarihin en kanlı savaşlarından birine sahne olmuştur
  4. KADIN ANLATICI : Düşman orduları, 3 Kasım 1914 günü Çanakkale Boğazını geçmek için saldırıya geçti.

 

TELLAL: MÜZİK SUSAR      ( Köylü kıyafetinde davul çalarak seyircilerin arasından sahneye girer)

Ey ahali duyduk duymayın demeyin,

Büyük yangın var vatanda, dinleyin

Durmak zamanı değildir aman ha aman

Seferberlik vaaaaaar… Eli silah tutan cepheyeeeee

Duyursun duyan, duymayan her kimseye                                   MÜZİK BAŞLAR

 

                  (Sahnenin  sağ köşesinde  iki aşık baş başa vermiş konuşurlar)

KÖYLÜ KIZI : Sende mi cepheye gideceksin?

GÖNÜLLÜ ASKER: Heee yaa! on sekiz olacağım

KÖYLÜ KIZI : Olacan da nolcak, sen de baban gibi, babam gibi cepheye gidicen de ne olacak?

Gidenler hiç sağ salim döndü mü? Ya topal döndü ya çolak… ya da sadece bir madalya verdiler,

VATAN SAĞ OLSUN! ŞEHİT OLDU DEDİLER. gitmeee, gidersen…

GÖNÜLLÜ ASKER: Sus böyle deme… ne olur!

Babam gitti, ağalarım gitti, köyümüzdeki bütün beyler, yiğitler gitti. Şimdi sıra bende. Ben nasıl cepheye gitmekten geri dururum. Köyde dedelerle, kadınlarla otururum.

Yarin sevdası yüreğimi yaksa da gideceğim, “vatan benden şehitlik bekler”

(TÜRKÜ BAŞLAR)

KÖYLÜ KIZI      : (sevgilisi giderken adıyla seslenir ve işlemeli bir mendil verir)

                       Ramazan! bu mendili senin için işlemiştim

GÖNÜLLÜ ASKER: (Mendili alır koynuna kor) Hakkını helal et!

ANA      :

 

Mızıka çalındı düğün mü sandın
Al yeşil bayrağı gelin mi sandın
Yemene gideni gelir mi sandın

Tez gel ağam tez gel dayanamirem
Uyku gaflet basmış uyanamirem
Ağam öldüğüne inanamirem

Koyun gelir kuzusunun adı yok
Sıralanmış küleklerin sütü yok
Ağamsız da bu yerlerin tadı yok

Ağamı yollarlar Yemen eline
Çifte tabancayı takmış beline
Ayrılmak olur mu yeni geline

 

 

GÖNÜLLÜ ASKER::  Anacığım, dedeciğim beni beslediniz, büyüttünüz, bu yaşıma getirdiniz. Hakkınızı helal edin!  Size ve vatanıma karşı olan borcumu ödemek istiyorum, Ben de babam gibi, ağabeylerim gibi cepheye gitmek istiyorum.

AYNUR   :  Ah! İki  gözümün nuru, canım evladım, baban Balkan savaşlarında şehit düştü, ağaların Yemen’de… Cephenin rüzgarı sert, düşmanın mermisi acımasız olur.

DEDE:           Sen daha on beş yaşında taze bir fidansın, az daha bekle bu yaşta gidersen kırılırsın. Hem şimdi sen de cepheye gidersen, bu ocağın ateşi söner. Hepimizin yüreği yanar.

GÖNÜLLÜ ASKER:: Anacığım, dedeciğim, şimdi cephede savaş vardır. Düşman Boğaz’ı geçerse ne yurt kalır ne ocak: hem ağam da cepheye gittiğinde on beş yaşında değil miydi? Ben de babam gibi, ağam gibi cepheye giderim artık.

DEDE:        peki evladım,

“Yurdunu Allâh’a bırak, çık yola:

 ”Cenge!” deyip çık ki vatan kurtula.
Böyle müyesser mi gazâ her kula?
Haydi levend asker, uğurlar ola.

 

 “Ey sürüden arkaya kalmış yiğit!
Arkadaşın gitti, yetiş sen de git.
Bak ne diyor, cedd-i şehîdin, işit :
”Durma git evlâdım, uğurlar ola.

 

AYNUR   :    (müziksiz ağıt)

Hey on beşli on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Yarimin  gözü yaşlı
Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
                                                      

 

 

 

  1. BÖLÜM                                                  :

 

 

                     (BOMBA SESLERİ    RÜZGAR    GEMİ  MOTOR SESİ )

ÇİĞDEM  :                                 

Dev savaş gemileri, bombalar yağdırarak savaşa girerken, Çanakkale’de sararan yapraklar ağır ağır dökülmeye başlamıştı. Sedhülbahir’de, Kumkale’de hava alabildiğine soğuk, şiddetli rüzgar ağaçları köklerinden söküyordu.

SÜLEYMAN DEDE                                     

Aylarca süren bombardımanlar taş üstünde taş bırakmamıştı.

Vatanın dört bir bucağından koşup gelen yiğitlerse dimdik ayaktaydı.

KORO: ( Askerler uygun adım yürüyüş marşıyla SAHNEYE GELİRKEN)

“Vatan bizden şehitlik  bekler”

Vatan bizden şehitlik bekler ,

Vatan bizden şehitlik bekler ……

 

GÖRKEM : ( Komutan) Bölük dur! Sağa dön!

(Askerler komutları yapar, sırasıyla memleket ismini baba ismini ve kendi ismini söylerler:

Sivas’tan Abdullah oğlu Rıza! Emret komutanım,

GÖRKEM : Biz kimiz?

ASKER KOROSU

Biz Anadolu’dan geldik.

Biz Anadolu’yuz.

Anaların yüreğinde biz,

Bizim yüreğimizde vatan var.

GÖRKEM : Biz kimiz?

ASKER KOROSU

Biz Anadolu’dan geldik.

Biz Anadolu’yuz.

Anaların yüreğinde biz,

Bizim yüreğimizde vatan var.

 

GÖRKEM : Asker görev başına, siper kaz, mevzi al!

                                      Askerler dağılır siper kazar mevzi alırlar

GÖRKEM :  (Yüksek bir tepeden dürbünle bakar)      

                     BOMBA SESLERİ    GEMİ MOTOR SESİ

GELDİLER,  dünyanın en büyük donanmasıyla geldiler.

GELDİLER,  dünyanın en ölümcül silahlarıyla geldiler.

GELDİLER,  dünyanın en vahşi askerleriyle geldiler.

ASKER KOROSU :   AMA/GEÇEMEYECEKLER

GÖRKEM : Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez!

ASKER KOROSU: TOPLU VURDUKÇA YÜREKLER, ONU TOP SİNDİREMEZ

ASUMAN: İngiliz’i, Fransız’ı, Anzak’ı,Rus’u

Çevirmişti Mehmetçiğe tüfeği, topu

Tek emeli geçmekti kan bürüyen boğazı

Yurdumu alacaktı, İstanbul,daydı gözü

 

İki asker tepede gözcü kalır, diğer askerler cemaatle namaz kılmaya başlar

 

Mehmet Akif canlandırması:  MÜZİK DAKİKA 3.45)  :

 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.

 

Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

 

 

ŞULENUR:  18 Mart sabahı 19 büyük zırhlı saldırdı.  Kinle, nefretle…

 

                 BOMBA SESLERİ     RÜZGAR GEMİ MOTOR SESİ

 

   SAMED         Siperlerimiz tar u mar

Mehmetler gazi, Mehmetler şehit.

BURAKCAN

Denizlerimiz kanlı

Gözlerimiz barut dumanlı

Düşmanlarımız güçlü, düşmanlarımız çok

Acımızın ise ortağı yok

Koşullar çetin, zaman dar

AMA DİLİMİZDE DUAMIZ Rabbimize niyazımız var.

 

ERKEKLER KOROSU    (tüm asker elleri duaya kaldırır)

Yetiş ya Muhammet, yetiş ya Muhammet

Yetiş ya Muhammet, Kitabın elden gidiyor,

Yetiş ya Muhammet, dinin gidiyor.

 

AYŞENUR:

Ve yeşil kuşlar uçuşur/Çanakkale vadilerinde,/

Ve rüzgar/harp durumuna geçer/en tepede/

Bulutlar /ulvi bir sevkiyattadır/

Devrin süper devletlerine karşı

En zayıf halleriyle Mehmetler/

En fakir görünümleriyle Mehmetler/

Taşıdıkları isme yakışır bir tevekkülle/

Dimdik ayaktadırlar/

Ve /bu Mehmetlerin arksına/

O ismin hatırını bilenler geçer/ teker teker,/

Mehmetlerin ardında/ koca bir kainat/

En üst düzeyde/savaş alarmına geçer.

SAMED:

Avrupa’nın “Yenilmez Armada” adını verdiği İngiliz donanması, Amiral HEMILTIN’ın komutasında dev adımlarla ilerliyordu. Komutan zaferden emindi.”Çanakkale boğazını geçeceğiz, zaferi İstanbul’da kutlayacağız.” diyordu.

ASKER KOROSU:

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ,

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ,

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

 

                                         

 

 

 

 

 

 

  1. BÖLÜM                           :

 

(TÜM IŞIKLAR SÖNER, PROJEKTÖR IŞIĞI TARAMA YAPAR:

GECE DENİZ DALGA GEMİ MOTOR SESİ)

CEREN:

7 Mart 1915 gecesi Yüzbaşı Hakkı komutasındaki “Nusret Mayın Gemisi” gecenin

karanlığından faydalanarak olağanüstü bir işi gerçekleştiriyordu. Nusret, adeta bir İngiliz rahatlığında düşman gemilerinin burunlarına kadar sokularak mayın taraması yapılmış bölgeye tekrar mayın döküyordu. Dökülen mayın ise sadece eldeki 26 adet mayındı.

 

ŞEBNEM           GECE SESSİZLİĞİ

Ay bulutların arkasına saklandı, karattı geceyi

Balıklar sustu, dalgalar durdu hareketsizce

Nusret mayın gemisi,  rüyadan aldığı işaretle

Mayınları döktü büyük bir kerametle

 

( IŞIKLAR YANIP SÖNER, BOMBA SESLERİYLE

BÜTÜN ASKERLER   BAĞIRARAK YATAR)

 

AYŞENUR:   Bütün  Alem-i  İslam yıkıldı, yakıldı derken

Sanki gök çöktü, deniz yarıldı; her şey değişti birden

VE BİR NEFER ÇIKTI SİPERİNDEN

SIRTLADI İKİ YÜZ ON BEŞ OKKALIK BOMBAYI BELİNDEN

 

ŞULENUR:        ( Seyit Onbaşı sisler arasında bombayı sırtlar)

Haydi seyit’im haydi, Dayan Seyit’im dayan

Sırtında derman, yüreğinde iman

Aman Seyit’im aman, Boğazı geçmesin düşman

Dayan Seyit’im dayan, Tarihi değiştirecek senin bomban

 

BÜŞRA:   (2.45 SİREN SESİİİİİİ)

Seyit Onbaşı/ mermileri kucaklayıp/hedefi vurdu yerinden

Dev gemiler/ kibiriyle/ mayına çarptı derinden

“Yenilmez Armada/boğazın sularına gömüldü/nefretinden

SAMED

Geride kalan gemiler/kaçarken mayınlar a çarptı derinden

Seyit Onbaşı/dimdik doğruldu yerinden

SEYİT ONBAŞI:   ALLAHA ŞÜKÜRLER OLSUN! GEÇEMEDİLER, GEÇEMEYECEKLER!

MUSTAFA: ( yaralı askerlerden biri yavaşça kalkarak)

Boğaz hala şahittir, tarihi boğuşmaya.

Ne canlar verdik, Ya Rab biz o savunmaya

Şimdi Çanakkale’nin ıssız yamaçlarında

Yaşananlar hatırda, naralar kulaklarda.

Ağıtlar anaların yüreklerinde

EMİNE AYYILDIZ:

Ahhhhhhhh amaaaaaaaaaaaaannn amannnnnnn oyyyyyyyy oyyyyyyyyy

Eledim Eledim Höllük Eledim,
Aynalı Beşikte Canan Bebek Beledim.
Büyüttüm Besledim Asker Eyledim,
Gitti De Gelmedi Canan Buna Ne Çare,
Yandı Ciğerim De Canan Buna Ne Çare.

Bir Güzel Simâdır Aklımı Alan,
Aşkın Sevdasını Canan Sineme Saran.
Bizi Kınamasın Ehl-i Dil Olan.
Gitti De Gelmedi Canan Buna Ne Çare,
Yandı Ciğerim De Canan Buna Ne Çare.


  1.    BÖLÜM                                  :

ŞULENUR:

Çok güvendikleri yüzlerce zırhlıdan oluşan donanmalarıyla saldırdılar / geçemediler.  Denizden geçemeyeceklerini anlayınca karadan kuşatmak istediler.

SAMED:

25 Nisan 1915, çıkartma birlikleri Gelibolu sahillerine hücum ediyor.

CEREN:

Sabah vakti, saatler 6.50 Seddül Bahir’deyiz… etraf sessiz… sessizliğin yerini önce top sesleri, sonra ağır makineli tüfek sesleri alıyor. Kan ve barut kokusu her yeri sarıyor.

 

BÜŞRA:

Yahya Çavuş,  bir avuç askeriyle, üç bin kişilik düşman ordusunun karşısına dikilmiş:

KADİR:

Bu gün düğün günüdür yiğitlerim! İşte günlerdir beklediğimiz an geldi! Biz buraya savaşmaya geldik. Düşman Seddülbahir’den karaya çıktı. Onları ilk karşılayanlar bizler olacağız. Ne mutlu bize ki ilk şehitlerden olacağız! Vatan şimdi sizden zafer bekler!

Kanınızı, canınızı, vatan için vermeye hazır mısınız?

ASKER KOROSU:

KANIMIZ, CANIMIZ VATANA HELAL OLSUN!

ŞULENUR: 1.40

Ve boğaz boğaza, gırtlak gırtlağa öyle bir savaş başladı ki yer titredi, gök dinledi!

KADİR:

Vur Mehmed’im vur… vatanın toprağına

Kanlı çizmeleriyle basanlara vur

Mabedime destursuz girenlere

Bacımın namusuna göz dikenlere vur.

 

ŞULENUR :

Savaşta adım adım gittik daha ileri

Top atışlarımızla kaynattık hedefleri

Mermi bitti, süngü tak; boğazla yık düşmanı

Tarihler nerde yazdı Mehmet gibi arslanı

SUAT:

Top sesleri geliyor ta uzaklardan

Düşmanlar saldırmakta direnç kahramanlardan

Ağır top mermileri kalkıyor bir kucakta

Kahraman Türk askeri şehitliğe koşmakta

 

AYŞENUR:

İman doluydu göğsü Mehmet’in, Ali’nin

Yüzüyordu içinde yiğitçe kan selinin

Kellesi koltuğunda bak binlerce ölünün

Bileği bükülür mü böyle Allah kulunun

 

BAĞLAMA SESİYLE BİRLİKTE IŞIKLAR SÖNER, CEPHEDE GECE OLUR

( ASKERLER MEVZİ ALIR)

CEREN:

Analar evlatlarını, bacılar kardeşlerini, çocuklar babalarını, sevdalılar yavuklularını düşünür.

Halbuki Çanakkale’de kahraman Mehmetçik,

HİÇBİR SEVGİYE, HİÇBİR SEVGİLİYE BENZEMEYEN

VATANI DÜŞÜNÜR

 

 

BURAKHAN                 (ÇANAKKALE’DEN MEKTUP VAR)

 

Hiç görmediğim, hiç göremeyeceğim

Oğluma,kızıma,torunlarıma!

Dinleyin beni oğullarım,

Duyun beni kızlarım

Gönülden duyun beni, Aldığınız hür nefeste,

İçtiğiniz berrak suda,

Damarlarınızdaki kanda ben varım

Asırlar boyunca

Hazar’dan Tuna’ya; Kırım’dan Fizan’a

Adalet dağıttım ben

Atımın toynakları izinde açtı

Hürriyet çiçekleri

Kanayan bir yara görsem

Sarmak için koşardım ta uzaklara

Bazen Trablus’ta, Balkanlar’da

Bazen Kafkaslar’da, Yemen’deydim ben

 

Şimdi Çanakkale’den sesleniyorum size

Edirne’den Sivas’a, Muş’tan Urfa’ya,

Bütün Anadolu’dan koşup geldik buraya

İstikbalde istiklal için savaşmaya

 

Üç aydır sıkıştık kaldık siperimize

Sayıyla mermi verildi her birimize

Yarın topla, gülleyle hücum var üzerimize

Ya ölürüz ya düşmanı dökeriz denize

 

Düşman boğazı geçti mi vay halimize

Kanlı elleriyle saldırır, mabedimize

Şimdi hiç görmediğimiz torunlarımıza

Hürriyet bırakmak için

Kurban olmak zamanıdır

(KURŞUN SESİ)

İşte göğsümde bir kurşun

Toprağa düşüyor naaşım

Göklere yükselirken ruhum

Bayrağımla bütünleşiyor kanım

 

Son sözüm şudur evlatlarım

Aç, susuz olabilirim

Yorgun, uykusuz olabilirim

Mezarsız, kefensiz olabilirim

Ama Bayraksız olamam,

Bayraksız olamam! (bayraklı tablo)

 

                           

ALİ        (yerde yatan vurulmuş askerin askerin başında )       :                                                                                                                                      


Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğime eyvah

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğime eyvah

Çanakkale içinde bir uzun servi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğime eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğime eyvah

 

  1.    BÖLÜM                                                :

ŞEBNEM:

Düşman karadan, denizden bütün gücüyle saldırırken üstümüze;

Çanakkale inledi: YER, GÖK DİNLEDİ

Türk tarihihi yeniden yazılırken burada:

Mustafa Kemal doğdu, Anafartalar’da, Bolayır’da

 

BÜŞRA: Mustafa Kemal yine inançlı, yine kararlı

Avını süzen bir şahin gibi keskin bakışlı

Conkbayırı’nda kahramanca haykırdı

KADİR:

“BEN SİZE TARRUZU DEĞİL,

ÖLMEYİ EMREDİYORUM”

SAVAŞ MÜZİĞİ DAKİKA 2.00-

SÜNGÜ TAK,  MEVZİ AL. …..

HAYDİ ASLANLARIM!       HÜCUUUUUUUUUMMMM

SAHNE ÖNÜNE KADAR SÜNGÜ HÜCUMU     ALLAHHHHHHH    ALLAHHHHHHH

……….. IŞIKLAR SÖNER. MÜZİK DURUR.

 

SAMED:

  1. Alay süngü takıp koştu şahadete

Son nefer ölümü öptü ve kavuştu zafere

ŞULENUR:

Sırtlanlar arsına düşmüş/ceylanlar gibiydiler

Göğüslerini siper ettiler/yağlı kurşunlara

Sivaslı , Malatyalı/anaların çocuklarıydılar

Onlar ki / bütün ANADOLUYDULAR

KADİR:

Bayır, kıyı denizler hep cesetlerle doldu,

Elli yedinci Alay bizlere şeref anıtı oldu

Alnımızı pırıl pırıl zafere imza attık

Gökyüzüne süngüyle Çanakkale yazdırdık

ERDENAY:

Denizlerimiz kanlı

Gözlerimiz barut dumanlı

Düşmanlarımız güçlü, düşmanlarımız çok

Acımızın ise ortağı yok

Koşullar çetin, zaman dar

KADİR:              AMA BAŞIMIZA

ASKER KOROSU:

MUSTAFA KEMAL VAR

KADİR:  Burası bizim yurdumuzdur

SUAT: Canımızdır

FURKAN: Kanımızdır

CİHAN: Aldığımız nefes

VAHAP: Verdiğimiz candır

ASKER KOROSU:

BU TOPROKLAR, BU GÖK , BU DENİZ, BİZİM YURDUMUZDUR

 

KADİR: BU VATAN KİMİN?

KORO:

Bu vatan toprağın kara bağrında

Sıra dağlar gibi duranlarındadır

Bir tarih boyunca onun uğrunda

Kendini tarihe verenlerindir

 

KADİR: BU VATAN KİMİN?

KORO:

İleri atılıp sellercesine

Göğsünden vurulup tam ercesine,

Bir gül bahçesine girercesine,

Şu kara toprağa girenlerindir…

 

KADİR:   BU VATAN KİMİN?

ASKER KOROSU:

BU TOPRAK, BU GÖK, BU DENİZ, BİZİM YURDUMUZDUR.

 

YASİN:    (haberci davul çalarak sahneye girer)

Ey ahali, duyduk duymadık demeyin

Çanakkale’de düşman süngü hücumuyla geri püskürtüldü

Zafer bizimdir… Şükürler olsun

 

KIZ – ERKEK KORO:

ŞÜKÜRLER OLSUN! ŞÜKÜRLER OLSUN! ŞÜKÜRLER OLSUN!

                                  

 

 

  1. BÖLÜM :

ÖMER HAYDAR KAHRAMAN: (Akif canlandırması sisler arasından gelir)

(CEPHEDE GAZİ VE ŞEHİTLERİN ARASINDA DOLAŞIR)

  1. saniye

 

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“Bu taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
7. BÖLÜM  MÜZİK VERİLECEK

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…

HeyhAAAAAAAAAAAAAAAAAAAt!
………………

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

 

EROL:  Çanakkale, bir ölüm kalım savaşıdır; Çanakkale, bütün bir milletin “ya zafer ya ölüm” kararını verdiği yerdir.

AYŞENUR: Ülkenin her yerinden, her dağ başından kopup gelen ana kuzularının aslanlaştığı yerin adıdır Çanakkale.

GÜVENCEM: Çelikten bir saldırıya karşı etten ve kemikten bir savunmanın adıdır Çanakkale.

ŞULENUR: Acımasızlığa, canavarlığa, yalan yanlış önyargılara karşı; insanlığın, vicdanın, merhametin adıdır Çanakkale

ERDENAY: Çanakkale, Mehmetçiğin inancıyla güzelleşen, insanileşen ve düşmanı bile etkileyen son insani savaştır

CEREN:Birlik ve bütünlüğün, okumuş ile okul görmemişin kaynaştığı, kardeşleştiği yerin adıdır Çanakkale

KADİR: Çanakkale, subay savaşıdır, komutanların neferleştiği, erlerle omuz omuza, gönül

gönüle,”Allah Allah” diyerek hücuma geçtiği bir cihattır.

ŞEBNEM: Çanakkale; İngilizlerin, Fransızların, Rus’un, Yunan’ın kabarmış iştahlarını kursağında kaldığı yerdir: kendilerine göre yaptıkları işgal programlarının, sömürme ve yutma arzularının bozulduğu tarihtir.

SAMET: Çanakkale’den sonra saldırının şekli değişmiş, cepheden değil içten; açıktan değil gizliden, mertçe değil sinsice ve alçakça yöntemler devreye sokulmuştur.

 

  1. BÖLÜM SON JENERİK SÖZLÜ MÜZİK

İsimlerini bilmesek de memleketimizi ve geleceğimizi korumak için,/ çocuklarımızın huzur, sağlık ve bereket dolu bir Türkiye’de yaşamasını temin için, / bu topraklara terini, kanını ve canını hiç çekinmeden katmış bütün kahramanlarımızı,/ minnetle yad ediyoruz./ O fedakar kahramanlar bilsinler ki /hiçbir emekleri zayi olmamıştır ve dünya durdukça da zayi olmayacaktır./ Nur içinde yatsınlar!

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Hazır Cevaplar