Custom Search

LYS – YGS – KPSS Paragraf

15 Ocak 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Bir düşünce etrafında bir araya gelmiş cümleler topluluğudur paragraf.

 

ANLATIM ÖZELLİKLERİ

1.DURULUK: Parçada gereksiz sözcük kullanılmamasıdır.

ÖR: Öğrenmeye yoğun bir istek duyduğu için ödevlerini her gün günü gününe yapardı.

2.YALINLIK (SADELİK-süslü,ağdalı): Sanatlı söyleyişlerden, süsten uzak durmaktır.Gereksiz ayrıntılara, sanatsal söylemlere girilmez.

ÖR:Yüreğini bıçak gibi dilim dilim kesen bir çaresizlik içindeydi artık.

  →Artık çaresizdi.

3.AÇIKLIK (kapalılık): Bir konunun herkesin anlayabileceği, aynı anlamı çıkarabileceği biçimde aktarılmasıdır. Farklı yorumlara  açık değildir.

ÖR:Ben senden çok zarar gördüm.

4.AKICILIK (pürüzlü ) : Söyleyişin pürüzsüz olması, bir yazının kolayca ve zevkle okunmasıdır.Uzun cümlelerde aynı hece ve eklerin tekrar edilmesi  akıcılığı bozar.

5.DOĞALLIK: Yapmacıklıktan, zorlama ifadelerden, yapay dil ve anlatımdan uzak durmaktır.

6.İÇTENLİK(SAMİMİYET): Düşünceleri bilimsel soğuklukla değil samimi ve sıcak bir dille anlatmaktır.

7.ÖZGÜNLÜK: Hiç kimseye benzememek, farklı olmak; taklit ve kopyadan uzak durmak,basmakalıp ifadelerden vazgeçerek kendine has bir anlatım oluşturmaktır.

8.ÖZLÜLÜK(DERİNLİK,YOĞUNLUK): Az sözle kapsamlı anlam ifade edilmesidir. /Atasözleri ve deyimler gibi.

El el ile ,değirmen yel ile.

9.SAĞLAMLIK/DOĞRULUK: Anlatımın dil bilgisi ve söz dizimi kurallarına uygun olarak yapılmasıdır.

10.TUTRLILIK: Paragrafın kendi içinde çelişkiye düşmemesidir

YERELLİK,ULUSALLIK,ETKİLEYİCİLİK…

Vs.

ÖRNEK  SORULAR:

1.Görülenleri, duyulanları, düşünceleri süslü , yaldızlı sözler kullanmadan,yapmacıklığa düşmeden, anlaşılması güç, uzun cümlelere yer vermeden en kısa yoldan dile getirmek gerekir.Kıvrımlara , karışık yollara sapmadan derdimizi söyleyeceğimizi belirtmemiz gerekir.

            Bu parçada sözü edilen özellik hangisiyle adlandırılabilir?

A ) Yoğunluk      B ) Doğruluk              C ) Açıklık            D ) Yalınlık                 E ) Duruluk

2. Arkadaşlarına şöyle diyordu: “Okula gitmeyen arkadaşıyla kardeşini aradı.” Şimdi bunu nasıl anlamalıyız?Arkadaşıyla bir olup kardeşini mi aradı?Hem kimin kardeşi?Yoksa hem arkadaşını hem onun kardeşini mi aradı?Okula gitmeyen kimdi?

            Parçada eleştirilen cümlenin anlatımında eksik olan hangi özelliktir?

A ) Duruluk           B ) Açıklık             C ) Yalınlık            D ) Sağlamlık         E ) Akıcılık

3.İki nokta arasındaki en kısa yol “doğru”dur.En mantıklı yolu seçmek, yapılacak en akıllıca, en “doğru” iştir demek!Atalarımız da : “Sağ elle sol kulağını gösterme.”buyurmuşlar.Gelelim örneğe: “Bütün fertlerinin günü resim yaparak geçirdiği bir Amerikalı aile var.”mı demeli,yoksa “Bütün fertleri günü resim yaparak  geçiren  bir Amerikalı aile var.” biçiminde mi kurmalı bu cümleyi?Böyle bozuk cümleler kuranların kalemlerini ellerinden kapıp    almalı diyorum!

Bu parçada yakınılan anlatım eksikliği hangisidir?

A ) Duruluk               B ) Yoğunluk

C ) Özlülük                D ) Doğruluk

                 E ) İnandırıcılık

4.Şiirlerinde gereksiz sözcüklerden olabildiğine kaçınıyor.Sıfatlar, benzetmeler için de bu böyle.Okuyucuyu birtakım soyut, düğümlü sözcüklerle yorduğu da söylenemez.Öğretici bir hava taşımamalarına karşın, yine de bu şiirlerde bir eksiklik var:Başka şiirleri hatırlatıyor; bunları daha önce okumuş gibi bir duyguya kapılıyorsunuz.”diyen bir eleştirmenin sözünü ettiği şiirlerde bulduğu eksiklik nedir?

A ) Yalınlık                B ) İçtenlik

C ) Yoğunluk            D ) Açıklık

          D ) Özgünlük

         (1982 ÖSS)

5.Yazarlıkta ilk öğretmenim annemdir.Annem İstanbulluydu.Anadolu’yu yakından görüp tanımıştı.Halkın dil ve düşünce gerçeklerini içine iyice sindirmişti.Okur yazardı;ama gramer bilmezdi.Edebiyat bilgisi kıt bir kadındı.Sezgisi güçlüydü.Yazdıklarımı anneme okur, nasıl olduğunu sorardım.Yazdıklarımın kimi yerlerini “Burası olmamış.”diye eleştirirdi.Nedenini sorduğumda:“Böyle denmez de ondan.” derdi.

Parçaya göre yazarın annesinin, onun anlatımında bulunmasını istediği nitelik nedir?

A ) Doğallık              B ) Duruluk

C ) Akıcılık               D ) Özgünlük

           E ) Tutarlılık

6. Klasik sanatçılar, az konuşur;ancak çok şey anlatırlar.İşe yaramayan ne varsa atarlar yazılarından.Onlarda parlak, şatafatlı  tek cümle bulamazsınız.Yeni bir şey söylemezler;ama söylediklerini sağlam

Söylerler.Tek tutukluk,tek pürüz yoktur onların eserlerinde.

            Parçaya göre klasik sanatçılarda aşağıdaki anlatım özelliklerinden hangisi yoktur?

A ) Özlülük                B ) Duruluk

C ) Akıcılık               D ) Yalınlık

               E ) Süslülük

7. Güzel bir kadının makyaja  ihtiyacı yoktur,Akıllı bir erkeğin pahalı ve şık elbiselere ihtiyacı olmadığı gibi.Bir elmanın tadı nasıl parlak kırmızısından ileri gelmiyorsa bir yapıtın da güzelliği parlak sözlerden ileri gelmez.

Bu parçada aşağıdaki anlatım özelliklerinden hangisi vurgulanmaktadır?

A ) Yalınlık                B ) Duruluk

C ) Özlülük                D ) Akıcılık

            E ) Özlülük

8. Romanda anlatılanları, yaşayan bir insan yazarsa nasıl sonuca ulaşır; yaşamadan ilgi duyan yazarsa ne türlü bir sonuca ulaşabilir?Ben diyorum ki:Eğer babalık sevgisini göstermek istiyorsak bir romanda, baba olan bir yazarsa , daha başarılı olur.Yoksa aşağı yukarı olur.

Parçaya göre bir romanın anlatımında  bulunması gereken nitelik hangisidir?

A ) Akıcılık               B ) Doğallık

C ) Özlülük                D ) Yalınlık

            E ) Özgünlük

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

1.Karşılaştırma:İki kavram, varlık veya olayın benzer ya da farklı yönleriyle ortaya konmasıdır.Genellikle“oysa,ise,daha,en” gibi ifadeler kullanılır.

ÖR: Edebiyat tarihçisi bir eserin değerini saptarken belgelere dayanarak onun  halk arasında yüzyıllarca nasıl tutunduğunu nedenleri ve sonuçlarıyla anlamaya çalışır.Oysa eleştirmen, doğrudan doğruya  kendisinin o eserden ne aldığı duygulanma  payını , kişisel beğeni ve kanısını eleştiriye katmadan elinden geldiğince nesnel bir biçimde düşünmek zorundadır.

ÖR 2: Betimlemede anlatıcı gördüklerini sözcüklerin yardımıyla okuyucuya tanıtır, görünür hale getirmeye çalışır.Öykülemede ise betimlemedeki cansız varlık ve nesnelere eylem kazandırmak vardır.Yalnız nesneler görünür hale getirilmekle yetinilmez; insanlar,eşyalar olayın içinde yer alır.

ÖR 3. Günlük de anı gibi bir kişinin yaşamından beslenen yazı türüdür..Anılardan ayrılan yanı, günlüklerin yaşarken yazılmış olmasıdır.Günlüklerin bakış açısı; şimdiki zamana,biraz da gelecek zamana dökülür.Oysa anıları yazanlar, gözlerini geçmişe çevirirler.

——————————————————-

2. TANIMLAMA:Bir kavramın veya varlığın ne olduğunu bildiren cümlelerdir. “Bu nedir?” sorusuna cevap verir ve genellikle “…dir, … denir” gibi ifadeler bulunur.

ÖR: Şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır.

ÖR: İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir araçtır dil.Dil olmadan insanların birbirleriyle iletişim kurmaları çok zordur.Dil; sözcüklerden, söz öbeklerinden oluşan canlı bir varlıktır.Sözcükler,dilin anlamlı en küçük parçasıdır.Bu yüzden dilden söz edebilmemiz için sözcüğün olması şattır.

___________________________________

3. Kişileştirme:İnsan dışı  varlıklara insana özgü niteliklerin aktarılmasıdır.

ÖR :Martılar, balıkçılarla koyu bir sohbete dalmıştı.

—————————————————-

4. BENZETME: Kavramları ya da varlıkları benzer, ortak yönleriyle anlatmaktır.

ÖR 1: Çocuk eğitimi zor bir iştir.Çünkü onlar beyaz kağıt gibidir.Ne yazmışsan o vardır kağıtta.Beyaz kağıda güzel şeyler yazmak da ,kağıdın hem ön hem arka yüzünü karalamak da mümkün.Bence en güzeli çocuk denen beyaz kağıdı çok güzel yazılar ve resimlerle süslemek.

ÖR 2: Toroslar Çukurova’nın bereketli topraklarını İç Anadolu’nun bozkırından ayırır. Çukurova’yı at nalı biçiminde kuşatmış bir duvardır sanki.Ovadan bakılınca çelikten dev bir testere ağzını andıran tepeler yaz kış ışıl ışıldır.Geçerken tünelin birinden çıkıp ötekine girer.

ÖR 3: Ülkemizin her köşesi bir cennet gibidir.

—————————————————–

5.ÖRNEKLENDİRME:Bir düşünceyi inandırıcı kılmak için örneklere başvurmaktır.Soyut haldeki düşüncenin somut hale getirilmesi ve anlatımı görünür ve anlaşılır kılmak için bu yola başvurulur.O konuyla ilgili kitap, yazar ismi olan çeşitli örnekler verilir.

ÖR 1: Dünya edebiyatında olduğu gibi edebiyatımızda da ölümle ilgili çok güzel şiirler vardır.Yahya KEMAL, “Sessiz Gemi” şiirinde ölümü limandan ayrılan bir gemiye benzeterek anlatmıştır.Ahmet HAŞİM’de merdivenin son basamağıdır ölüm.Cahit SITKI ise 35yaşa sığdırmıştır ölümü.Herkesin ilgiyle okuduğu daha ismi aklıma gelmeyen yüzlerce şiir…

ÖR 2:Dil bilimciler, çeşitli diller arasındaki benzerlikler üzerinde durarak kimi sözcüklerin  aynı dilden geldiklerini ortaya atmışlardır.Bazı diller arasındaki benzerlikler gerçekten şaşırtıcıdır.Düşünün İran nerede, İngiltere nerede!Ama Farsça ile İngilizce’ nin benzerliği göze batacak gibidir.Farsçadaki “peder”  İngilizce’de  “father” olmuş, “birader” ise “brother”…Aransa belki daha çok sözcük  bulunabilir böyle.

ÖR 3: Sanatçılarımızın çoğu dile gereken önemi vermiyor.Bir yazarın anadilini doğru dürüst kullanamaması korkunç bir şey!Yazarların üslupları güzel de olabilir kötü de;ama dili kötü bir yazar olamaz, olmamalı.Caldwell’in üslubu ile E.Allan POE’nin  üslubu arasında dağlar kadar fark var;ama ikisi de İngilizceyi yanlışsız kullanıyor.

________________________________

6. TANIK GÖSTERME:

Yazarın, düşüncesini kanıtlamak için işlediği konuda söz sahibi olan kişilerin düşüncelerinden,sözlerinden yararlanmasıdır. Konuyla ilgili uzman kişilerin düşünceleri genellikle tırnak içinde doğruda aktarma yöntemiyle verilir.

ÖR 1:Tiyatro,insanları baskıdan kurtarır. Onların düşünüp de yüksek sesle söyleyemeyeceği şeyleri dile getirir.Açık sözlü bir sanattır tiyatro;hemen herkese seslenir.Onun için de bazı dönemlerde kendinden korkulan ,çekinilen bir tür olup çıkmıştır.Nitekim Gogol’un  “Yüzünüz çarpıksa aynaya kızmayın.O her şeyi olduğu gibi gösterir.” sözü  tiyatronun yasaklandığı bir dönemde söylenmiştir.

ÖR2: Dünya edebiyatı,en ölümsüz eserlerini genellikle klasik şekiller ve kurallar içinde vermiştir.Bu konuda Voltair de :“Klasik eserler,anlatımda da klasiklik yakalandığı zaman meydana gelir.” diyor.

ÖR 4: Cevdet KUDRET, edebiyatımıza birçok yönden katkısı olan, edebiyatımızda önemli boşlukları dolduran bir yazarımızdır.Her bir eseri edebiyatımızda bir boşluğu doldurmuştur.Üç ciltlik “Karagöz”,iki ciltlik “Ortaoyunu”  ,yine iki ciltlik “Edebiyat Bilgileri” ,ayrıca “Türk Edebiyatında Roman ve Hikaye”…Bunların hiçbirinin yeri doldurulamaz.

ÖR 5: Kitap ve yazı adları her zaman içerdiklerini yansıtıcı bir nitelik taşımayabilir.Dahası içeriklerinin de ötesinde başka kavramlara ,başka alanlara gönderebilir bizi bu adlar.Çünkü kimi yazarlar kitaplarını adlandırmada birden çok anlama ve tasarıma gönderen,çağrışım gücü yüksek adları yeğlerler.Salih Birsel’in “Şiir ve Cinayet”, “Kurutulmuş Felsefe Bahçesi” …gibi kitapların adları bu türdendir.Yine Cemal SÜREYYA’nın “Şapkam Dolu Çiçekle” kitabının adı da böyledir.

___________________________________

ÖR 3:Roman,hikaye,tiyatro gibi yazınsal türler başka dillere çevrilebilir.bu türlerin çevirisi çok kolaydır.Çevirmenin büyük bir çaba göstermesi gerekmez.Ancak şiirin çevirisi mümkün değildir.Paul Valery de: “Şiir,bir dilden başka bir dile  çevrilemeyen şeydir.”demiştir.Eğer şiir başka bir dile çevrilirse ortada şiir denen bir şey kalmaz.

ÖR.4: Sanat yaratmaktır.Yaratmaksa özgürlükle olur.Gerçek sanatçı eserini şu ya da bu yasanın baskısı altında bırakmaz.Andre Gide “Kalpazanlar” adlı kitabında şöyle der: “Niçin bu kitabı yazdım?Yazmam gerektiği için.Bütün bunları içimde taşısaydım,sanırım rahat ölmezdim” diyor.

___________________________________

7.SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA

Düşünceyi daha inandırıcı kılmak için istatiksel veriler ve bilimsel sonuçları parçada kullanmaktır.

ÖR 1: Ekonomideki krizden en çok etkilenen sektörlerin başında kara yoluyla yolcu taşımacılığı geliyor.Bu sektörde yolcu sayısında büyük bir düşüş var.Geçen yılın bu aylarında otobüslerdeki doluluk oranı %87 iken bu yıl %34’tür.Yine geçen yıl bir gün içinde Ankara’ya gelen yolcu sayısı ortalama 24.000 civarındayken bu yıl 9.000 civarına gerilemiş durumdadır.

——————————————————-

8.İLİŞKİ KURMA:

Karşılaşılan, yaşanan bir durum veya olay ile daha önce yaşanmış ya da zaten toplumun haberdar olduğu bir başka durum arasında bağlantı kurmaktır.

ÖR 1: Fiyatlara resmen zam yapılmayınca lokantacılar da porsiyondaki yemek miktarını azaltma  yolunu tutmuşlar.Elbette azaltırlar.Çünkü önlerinde örnek var.Bir zamanlar hükümet de kok kömürünün fiyatını artırmış görünmemek için bir tonunu 900 kiloya indirmişti.Lokantacılara ne diye kızıyoruz.Üzüm üzüme baka baka kararır.

ÖR 2:Bir sanat veya edebiyat eserinin esas etkisi, onu izleyenin bilincinde oluşan etkidir.Bu eti de sanat eserinin yapıcısına bağlı olduğu kadar onu izleyenlerin gözlerinde kulaklarındadır.İşte insanlara bakarken ve onları  değerlendirirken de aynı mekanizma işler ve bakılan kişinin nesnel nitelikleri kadar değer yargıları, yani kendine özgü algılamaları da etkili olur.Bu genel yargı anne babaların çocuklara bakışları için de doğrudur.

ÖR 2:Topu topu 68 yıllık sinema tarihimizi incelediğimizde ilk 46 yıl toplam 648 film çevrildiğini,bir başka deyişle her yıla ortalama 14 film düştüğünü görürüz.1960’lı yıllar ise sinema tarihimizde bir dönüm noktasıdır.Üretim olarak bakıldığında  yılda ortalama 170 film ve toplam 1730 film çevrildiğini söylemekteyiz.

—————————————————-

ÖR 3:Bir gazete Doğu Karadeniz’deki toprak kaymasından zarara uğrayanlara, yakınlarını kaybedenlere yardı elinin zamanında uzanmamasının utanç verici olduğunu yazıyor.Yapılan bir araştırmada daha önce de böyle yetersizliklerin yaşandığı ortaya  konuyor.Utanca alışmışız anlaşılan.yara kendimizin olunca merhem bulunmuyor.

———————————————————

9.KARŞITLIKLARDAN YARARLANMA:

Karşıt durumlardan yararlanılmasıdır.

ÖR :

Korku bilmem,hiç yalnız gezemem

İcap etse kendi adımı yazamam

Katiplikte gayet yeteneğim var

Neden böyle düşman görünürsünüz

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.

——————————————————–

10.DÜŞSELÖGELERDEN YARARLANMA

Mecaz anlamlı sözlere, söz sanatlarına, benzetme ve kişileştirmelere başvurmaktır. Anlatım özneldir.

11. SOMUTLAMA

Soyut kavramları somut kavramlarla anlatarak anlatılanı görünür kılmaktır.

ÖR 1:Şairin işi, kendinin öncekilerin ördükleri duvara bir tuğla daha eklemekten başka bir şey değildir.Bu tuğla, kendinden önce gelenlere yaslanarak sağlamlaşır ve kendinden sonrakilerin üzerine bir tuğla daha koyabilmesi için uygun bir biçim alır.

ÖR 2:Genç öykücülerimizin yüreklerinde halkımızın ne güzel bir yansıma yarattığını  anlamak kolay.Onların bir tanesini rast gele çekip alınız;bu öykülerin üzerinde Fransız ve Rus romanlarının etkisi olduğu kadar hepimizin yüreğinde bir halk türküsünün bir hançeri vardır.

——————————————————-

ANLATIM BİÇİMLERİ

Her  paragrafın bir yazılış amacı vardır.

Yazar;bir olay,durum veya düşünceyi doğrudan doğruya ulaştırmayı,bilgi vermeyi amaçlayabilir.

→Önceden yerleşmiş düşünceleri değiştirmeyi,çürütüp kendi fikrini kabul ettirmeyi amaçlayabilir.

→Olmuş veya olması muhtemel olayları yer,zaman ve şahıslarla birlikte verebilir.

→İçinde bulunduğu ortamı,gördüğü birini,bir varlığı okurun gözünde canlandırmak isteyebilir.Yani dört farklı amaç taşıyabilir ve yazarın amacıyla anlatım biçimi arasında bir uyum vardır.Amacına göre anlatım biçimini seçer.Bunlar:

1.Açıklayıcı Anlatım:

Öğretmek, bilgi vermek amacıyla yazılan; doğrudan bilgi vermeye yönelik bir anlatım biçimidir. “Neden, niçin, nasıl” gibi sorular cevabını bulur.Genellikle nesnel bir tutum sergiler yazar.Tanımlama, karşılaştırma,alıntı yapma,örnekleme gibi açıklama yöntemlerine başvurulur.Bilimsel yazılarda,düşünce yönü ağır basan fıkra, makale, inceleme, eleştiri, deneme gibi türlerde kullanılır.

—————————————————-→

ÖR 3:İçerim aydınlanıyor,

        Umutlanıyorum yeniden.

        Umut zaman demektir.

        Yaşamak demek.

        Umut, bir çocuğun öpen ağzı demek.

—————————————————–

ÖR 1:Mizah,nesneler arasındaki bağıntıları koparıp dünyaya başka bir açıdan bakmamızı sağlar.Öze,dolayısıyla alışılmış “akılcı düzen”in sezgilerine dayanan bir yergidir.Şaşırtmalar,beklenmedik yaklaşımlar yer değiştirmekle alışkanlıklarımızı

altüst  eder.Zihni başıboş gelişmeye bırakır.

ÖR2:Edebiyatın konusu insandır, doğadır;edebiyat bütün alanlarıyla insanı tanıtmaya yönelmiştir.Eleştirinin konusu ise

eserdir; amacı eseri  tanıtmak ve değerlendirmektir.Edebiyatta dolaysız anlatma söz konusudur.

ÖR 3:Uluslar arası düzeye yükselmenin ilk basamağı kendi yurdunu, ulusunu iyi tanımak,onlara ilgi ve sevgi duymaktır.çünkü evrensele giden yol ulusallığın bağrından geçer.Yabancı ülkelerde sevilmek ve sesini duyurmak isteyen bir sanatçı için en kestirme yol eserlerini kendi toprağının özsuyu ile beslemektir.

ÖR 4:Bilimsel bir düşünceyi,akademik bir konuyu orijinal bir görüşü anlatmak ,bir tezi savunmak konferansın en belirgin amacıdır. Bunun için konferansın dinleyicileri az çok okumuş aydın kimseler olmalıdır ki istenen fayda sağlanabilsin. Çünkü konferans,  dinleyicilerin duygularından, gönüllerinden çok düşüncelerine hitap eder.

2.Tartışmacı Anlatım:

Yazarın, bir düşüncenin yanlışlığını ortaya koymak amacıyla kullandığı anlatım biçimidir.Öncelikle yanlış bulduğu, benimsemediği fikri ortaya koyar.Sonra bu düşüncenin eksik ve kusurlu yönlerini ortaya koyar.En sonunda da kendi düşüncesinin doğru olduğunu kanıtlar.Önce “tez” ileri sürülür. “diyelim ki,tut ki…”gibi varsayım ifadeleri kullanılarak “Bu fikir kabul edilse bile şu şu eksikleri,yanlışları var.”diye o tezi çürütüp “antitez”ini (kendi düşüncesini) ortaya koyar ve bunu kanıtlamaya çalışır.

Açıklayıcı anlatım tanımlar, anlamlandırır.

Tartışmacı anlatımsa inandırır.Soru sorma, tanık gösterme örnekleme, sayısal verilerden yararlanma gibi teknikler kullanılır.

ÖR 1:İyi konuşmasını bilen iyi yazmasını da bilirmiş.Konuştuğumuz gibi yazmak olacak iş midir?Yazıda hani bizim konuşmamızın ateşi?Sesimizi de kağıt üstünde gösterebilir miyiz?Yazı hiçbir zaman konuşmanın tıpkısı olamaz.Konuşurken karşımızdakine başımızın, ellerimizin hareketleriyle, sesimizin türlü yükselmeleri alçalmalarıyla anlatabildiğimiz şeyleri yazıyla anlatamaz, duyuramayız.

——————————————————

Öyküleyici Anlatım:

Olay anlatımına dayanan anlatım biçimidir. Olaylar; şahıs,yer ve zaman bakımından belirtilerek anlatılır.Daha çok geçmiş zaman kullanılır.Amaç, okuyucunun gözünde canlandırmak ve okuyucuyu olayı yaşatmaktır.Olaylar oluş sırasına göre bir dizi halinde verilir ve birbirine bağlanır.Betimlemelere yer veren öyküleyici anlatılmamalara: “betimleyici öyküleme” denir.Açıklamaların yapıldığı, bazı özelliklerin yansıtıldığı öykülemeye de “açıklayıcı öyküleme” denir.

ÖR 2:Kimi şair ve yazarlar, yazdıklarını  anlayabilmek için okurların çaba harcaması

Zorlanmasını isterler.Bence bu, kendini beğenmişliktir.Yazdıklarımı anlayabilmek için ben zorlanmalıyım.Bence okur, bir kitabı, bir yazıyı okurken salt anlamak için değil okuyup anladıktan sonra birtakım sonuçlar çıkarabilmek için çaba harcamalıdır.

ÖR 3:Sanatçını, salt gerçeği işlemesi iddia  ediliyor.Bu mümkün müdür?Sanatçının görevi fotoğraf  makinesi olmak mıdır? Gerçeği hiç değiştirmeden anlatmayı denesin.Fakat bu anlatım sırasında kelim seçiminde, benzetmelerde, sıfatları kullanırken nasıl davranacak?Salt gerçeğin ölçüsü nedir, bunu kim belirleyecektir?Sanattaki gerçek salt gerçek değil, olsa olsa sanatın kendi içindeki tutarlı gerçeği ,yani “sanat gerçeği” olur.

ÖR 4:Türk edebiyatı tarihi,akımların değil, bireylerin tarihidir.Bu yüzden şair olarak bu akımın içinde yer almak ya da dışında kalmak bence önemli değildir,Çünkü kötü bir şairin bir akıma katılarak iyileştiğini hiç görmedim.Kuşkusuz bunun tersi de geçerli.Şunu da ekleyeyim:İyi bir şairin bir akıma katılmaya hiç ihtiyacı yoktur.

—————————————————–

ÖR1:Nefes nefese istasyona indi.3.5 trenini sorup bir çeyrek daha bekledi.Üst üste üç sigara içti.Üçüncüsünü yarılamadan attı. Haydarpaşa’ya bir bilet istedi.Adamın kaşları çatılıyordu.Bileti aldı ve arkasına döndü.

ÖR2:Gökten ince dökülen kar tipiye çevirmişti. Ali ellerini mintanının yakasından sokup koltuk altlarına uzattı. Çıplak dirseklerini göğsüne bastırdı.Karlı bir rüzgar yüzünü, kollarını, pantolonunun yırtıklarından fırlayan dizlerini acıtarak iğneliyordu.

↓                     ↓                          ↓

Betimleyici Anlatım:

Bir varlığın, yerin, kişinin ayırt edici özelliklerini ayrıntılarıyla insanın zihninde canlandıracak şekilde anlatmaktır. Sözcüklerle resim çizme sanatı olup  niteleyici sözcükler (sıfatlar,zarflar ) çokça kullanılır.Yapılan tasvir bir insana aitse buna “portre” denir.İnsanın dış görünüşünün anlatılmasına “fiziki portre” ,iç görünüşünün, ruhsal yönünün anlatılmasına da “ruhsal portre” denir.Betimlemede gözlem başta olmak üzere tüm duyulardan yararlanılır.

İzlenimsel Betimleme:Yazarın betimleme yaparken kendi duygularını,beğenilerini katmasıdır.

Açıklayıcı Betimleme:Yazarın duygularını içermeyen,bilgi verme amaçlı yapılmış betimlemedir.

ÖR1:Kenar mahalleler…Birbirine geçmiş, yaşlanmış tahta evler…Kiminin kaplamaları biraz daha kabarmış, kiminin balkonu eğrilmiş,kimi biraz daha öne eğilmiş,kimi biraz daha çömelmiş.Hepsi hastadır;onları seviyorum;çünkü onlarda kendimi buluyorum.

(izlenimsel betimleme)

ÖR 2:Orta boylu,kalın  enseli, şişman, çok şişman…Göğsüne kadar çıkan yarım küre şeklindeki bir karın…Bu muazzam gövdeyi başa bağlayan geniş,kısa bir boyun;yuvarlak buğday renginde kansız bir yüz…Ama Cildi yaşına göre taze.Ela gözlerinin yanları kurumamış gibi…(fiziki portre)

ÖR 3: O hiç şüphesiz şimdiye kadar tanımış olduğum insanların en sevimlisi ve cana yakınıdır.Öyle ki bu sevimlilik hoşa gitmek istediği anlarda başvurduğu bir fantezi olmaktan çok, mizacını temelli bir özelliğidir. İlk görüşte çevresinde bir sempati havası yaratmasının nedeni belki de budur.İnsanı saran, teselli eden dostluk ve sevgi dolu bir havası vardır.Onun için ona hemen bağlanıvermiş. (ruhsa betimleme )

————————————————→

ÖR 3:Adalar’da oturanlar akşam üzeri iskeleye çıkıp gelenleri karşılar,gidenleri uğurlarlar.Gençler arkadaşlarıyla buluşur, yaşılar çay bahçesinde ar5alarında söyleşirler.Saat 9’a gelince herkes evine dönmüş,sofraya oturmuş olur.Adalar’a gezmeye gelen birkaç kişi dışında kimseyi göremezsiniz ortalıkta.

—————————————————–

ÖR 4: Minibüsün sürücüsü altın bir tahtta oturuyormuş gibi bir edayla arabayı sürüyordu.Direksiyonu eliyle mi yoksa parmağıyla mı tuttuğu belli değildi.Sağ elini vites kolundan hemen hemen hiç kaldırmadı. Atını şaha kaldıran bir binicinin at ile kurduğu iletişime benzer bir duygu birliği kurmuştur araçla sanki…

( betimleme + öyküleme)

ÖR 5: Bursa’yı arkada bırakıp ovalara daldık. Ağaçlar yarı çiçek, yarı yaprak en güzel çağında.ekin tarlaları göz alabildiğince yeşil.8-10 kilometrede bir çeşme…Her yer sulak.Toprağı azıcık eşseniz su fışkırıyor. Hoşa gitmeyen tek şey yok.

ÖR 6: Kırk yılda bir olsun gülümsemeyen, ters yüzlü, söyleyişi soğuk olduğu kadar tutuk, kıt bir adamdı.Pek duygulu değildi.Bezgin görünmesine karşın yine de sevimli bir görünüşü vardı.Eş dost toplantılarında gözlerinde iyilik parıldardı. Bu yönü hiçbir zaman sözlerinden anlaşılmaz yüzünden okunur, davranışlarında  daha açık bir şekilde belirginleşirdi.

                                                                                                                         Asım KOLUKISA

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.