Custom Search

Tanzimat Dönemi İlk Tiyatro Örnekleri

24 Kasım 2013

TANZİMAT DÖNEMİNDE İLK TİYATRO ÖRNEKLERİ

Metne dayalı ilk tiyatro eseri Şinasi‘nin “Şair Evlenmesi” isimli komedisidir. Fransa’da bulundukları senelerde tiyatro sanatını tanıyan ve tiyatronun etki gücünü gören Tanzimat sanatçıları bu türü ülkeye taşımanın gerekliliğine inanmışlardır. Şinasi, orta oyunu tiplerinden de faydalanarak ilk yerli tiyatro olarak kabul edilen Şair Evlenmesi’ni (1860) kaleme almış; bir töre komedisi olan bu eserinde görmeden evlenmenin (görücü usulü) mahzurlarını anlatmıştır.

Tanzimat Dönemi edebiyatının en verimli tiyatro yazarından biri Namık Kemal’dir. Vatan ve kahramanlık temalarının güçlü bir dille işlendiği “Vatan yahut Silistre (1873)” oyunu, uzun zaman aşılamayacak bir sahne ve seyirci rekoru kırmıştır. Tarihî bir tiyatro olan “Celalettin Harzemşah (1875)”, birer aşk dramı olan “Zavallı Çocuk (1873)“, “Akif Bey (1874)”, “Gülnihal (1875)” ve yazarın ölümünden çok sonra yayımlanan “Kara Bela (1910)” ile Namık Kemal’in bütün tiyatroları, onun yazı hayatının birkaç yılı içine sıkışmış eserlerdir. Aşk dramları da dâhil olmak üzere bütün tiyatrolarının ortak özelliği “vatanseverlik, fedakârlık, ahlak” gibi büyük insani değerlerin aşk duygusuyla çatışması ve üstünlüğüdür. Namık Kemal’in tiyatroları bu yönüyle klasik Fransız tiyatrolarını düşündürdüğü gibi, kahramanlarının aşırı duygusallık ifade eden diyalogları da romantizmden kaynaklanmaktadır.

Ahmet Mithat Efendi de yayımlanmış yedi tiyatrosuyla önemli oyun yazarları arasındadır. Başta romanları olmak üzere tiyatrolarında da topluma faydalı olmayı, eğlendirerek öğretmeyi hedef alan Ahmet Mithat “Eyvah (1871)” adlı oyununda iki kadınla evli olan erkeğin psikolojik bölünmesini dramatize ederek çok eşliliği eleştirir. “Açıkbaş (1874)”, alafranga yaşamaya özentili bir ihtiyarın kendisinden çok genç bir kızla evlenmesini eleştiren bir komedidir…

Recaizade Mahmut Ekrem‘in tiyatro ile ilgili çalışmaları Namık Kemal‘den de önce başlar. Ancak, o bu oyunlarında, şiirlerinde olduğundan daha da başarısız kalmıştır. “Afife Anjelik (1869)” ve “Vuslat yahut Süreksiz Sevinç (1875)” basit birer romantik aşk dramıdır. “Çok Bilen Çok Yanılır (1916, yazılışı 1875)” ise konusu halk hikâyelerinden çıkarılmış bir töre komedisidir.

Bütün Tanzimat Döneminin eser sayısı bakımından en verimli yazarı Abdülhak Hamit Tarhan‘dır. Basılmamış iki tiyatrosuyla birlikte 25 oyunu olan Hamit’in bu eserlerinin hemen hepsi trajedi türüne girer. Tiyatrolarından bazıları tamamen manzum, bazıları mensur, bir kısmı da nazım-nesir karışıktır. İlk yayımladığı üç tiyatrosu, “Macera-yı Aşk (1873)”, “Sabr ü Sebat (1875)” ve “İçli Kız (1875)” kendi döneminin duygusal dramlarının etkisiyle yazılmıştır. Oyun metni ve tiyatro tekniği açısından eleştirilere uğramış olan, genelde sahneye aktarıl­ması mümkün olmayan (oynanmak için değil okunmak için yazılan) ve oldukça ağır ve külfetli bir dil kullan­dığı eserleri, bu kusurlarının dışında Türk tiyatro edebiyatına epey de zenginlik kazandırmıştır.

Bir devlet adamı, diplomat ve yazar olan Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den yaptığı çevirilerle tanınmıştır. Victor Hugo ve Voltaire’in eserlerini tercüme ettirmiş, Bursa valisiyken yaptırdığı tiyatro binasında, kendi çevirdiği ve uyarladığı piyesleri oynatmış; halka tiyatro zevkini aşılamaya çalışmıştır. Bunun için Ahmet Vefik Paşa, Türk ti­yatrosunun kurucusu sayılmaktadır.

Âli Bey; İstanbul’da doğmuş, küçük yaşta Fransızcayı öğrenmiş ve çeşitli devlet hizmetlerinde bulunmuş, en son Duyun-u Umumiye İdaresi’nde müfettiş ve direktör olmuştur. Ölünceye kadar aynı görevde kalmış, bu ne­denle “Direktör” lakabıyla anılmıştır. Mizah alanındaki yeteneğiyle Tanzimat’tan sonraki Türk tiyatrosunun ge­lişmesinde katkısı olmuştur. Onun, Teodor Kasap tarafından çıkarılan ve Tanzimat sonrası dönemin ilk mizah mecmuası sayılan “Diyojen”de yayımlanan yazıları, mizah edebiyatının o dönemdeki en güzel örneklerinden­dir. Gedikpaşa’da kurulan “Osmanlı Tiyatrosu”nda, Namık Kemal ve Güllü Agop ile görev alarak Türk tiyatro­sunun gelişmesine katkı sağlamıştır. Ahmet Vefik Paşa’nın izinden giden Âli Bey; Moliere‘den, “Ayyar Hamza” piyesini ve “Letafet” operetini uyarlamıştır. Âli Bey, Ahmet Vefik Paşa’dan farklı olarak halk söyleyişlerine yaklaşmış, deyimlerden yararlanmıştır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz