Custom Search

Türkçe’nin Diğer Dillerden Üstünlüğü

20 Ocak 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Türkçe’nin Şifresi

Oğuz Düzgün

Bizim bu kadar cesaretli konuşmamızı  sağlayan Türkçe’nin muhteşem düzenidir.Nasıl ki, her şey zıddıyla bilinir, bunun  gibi, Türkçe’nin düzeni ortaya konulduktan sonra, artık diğer dillerin  düzensizlikleri gün gibi aşikar olacaktır. 

 Yeryüzünde yaşayan bütün milletler, öznel  bir şekilde kendi kültürlerini, örflerini ve dillerini diğer milletlerinkinden  üstün görmektedirler.İnsanlar genellikle duygularıyla yaşarlar. Akıllarıyla  yaşadıklarını öne süren bilim adamları bile, pek çok savlarında duygularının  esiridir aslında. Şu anda dünyada büyük bir yayılma alanı bulmuş olan Hint Avrupa  dil ailesine mensup İngiliz dilini konuşan bilim adamları, böyle bir öznel  yaklaşımla kendi dillerini “en üstün dil” konumuna koymaya cüret  etmişlerdir.Onlara göre, bütün dünya İngilizce’yi konuşursa medenileşecektir.Bir  dilin üstünlüğü neye göre olacaktır?Onlar: “en çok yayılan ve büklümleşen dil  en üstündür” demektedirler.Bu görüşe göre, günümüzde Türkçe, İngilizce’ye göre  oldukça aşağı basamaklardadır.En alt basamakta ise Çince gibi diller  vardır.Bizim bu kitabı yazmaktaki amacımız; bu gibi dilimizi aşağılayan  görüşleri, bilimsel yöntemlerle yer yüzünden tamamen ortadan kaldırmaktır.Bizim  bu kadar cesaretli konuşmamızı sağlayan Türkçe’nin muhteşem düzenidir.Nasıl ki,  her şey zıddıyla bilinir, bunun gibi, Türkçe’nin düzeni ortaya konulduktan  sonra, artık diğer dillerin düzensizlikleri gün gibi aşikar olacaktır.

İngilizce, çok mükemmel bir dil olduğundan  dolayı bu kadar yayılmamıştır.Belki bu dili konuşanların bilimsel ve ekonomik  üstünlükleri, diğer insanları bu dili öğrenmeye itmiştir.Nasıl ki, bir zamanlar  Fars ve Arap toplumlarından bilimde ve edebiyatta kendilerini aşağı gören  toplumlar, bu dilleri öğrenmişler ve gerçek sahiplerinden daha iyi  kullanmışlardır.Bunun gibi bugün de batı dillerine bir yönelme doğal olarak  gerçekleşmiştir.Selçuklu Devlet’inde bilindiği üzere Farsça, Resmi Dil olarak  kabul edilecek derecede ileri gidilmiştir.Arapça ve Farsça’nın etkileriyle  Türkçe’nin Osmanlıca adı altında yeni bir lehçesi oluşmuştur.Diller kara  kaşları, kara gözleri için yayılmazlar tabiri caizse.Ve birbirlerinden çok fazla  da üstünlükleri yoktur.Her dilin de kendine göre güzellikleri vardır.Bizim bu  kitabı yazmaktaki amacımız,diğer dillere saldırmak değildir.Bizim amacımız  yüzlerce yıldır yabancı (Bizim içimizden de bazı “yabancılar” çıkmış) bilim  adamlarınca küçümsenen,aşağılanan bir dili savunmaktır.Aslına  bakılırsa,Türkçe’nin savunulmaya da ihtiyacı yoktur.Türkçe zaten tüm  güzelliğiyle kendini savunmaktadır.Bizim gayemiz de kendi bakış açımızla  görebildiğimiz güzellikleri sizlerle paylaşmaktır.Türkçe’nin güzellikleri bizim  söylediklerimizden ibarettir dersek,bizler de Türkçe’yi küçümsemiş  oluruz.Elbette biz buz dağının görünen kısmıyla ilgilenebildik.Uzak amacımız,  Türkçe’nin bilinmeyen daha pek çok güzelliklerine de ulaşabilmektir.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki;Türkçe  dünyanın tamamına yayılmış bir dildir.Şu anda da Ermenilerden, Arnavutlara kadar  onlarca halkın ikinci bir dil olarak konuştuğu mükemmel bir dildir.Türkçe pek  çok dünya milletinin dillerinde köklü değişiklikler yapmış bir dildir.Bugün  Yunanca’da yüzlerce Türkçe kelime vardır.Sırplar Osmanlı’dan miras kalan  “Devlet” kelimesini hala kullanmaktadırlar.Bir çok dili de etkilemiş bir dildir  Türkçe.Bazı dil bilginleri Türkçe’nin kökenlerinin İsa’dan Önce 15 binlere  dayandığını ifade etmektedirler.Hatta bazı cesaretli dil bilginleri , Hint  Avrupa dillerinin kökenin de Ön Türkçe olduğunu iddia etmektedirler.Anadolu’daki  bazı medeniyetlerin de Ön Türklerin medeniyeti olduğu Türkologlar ve Dil  Bilginleri tarafından ispat edilmektedir.Yine Hititçe ve Sümerce’nin Ön Türkçe  diller olduğu iddia edilmektedir.Bu iddialar bazı dil bilginleri ve  araştırmacılarca ispat da edilmektedir.Bazı Mezopotamya ve Anadolu  medeniyetlerinin dillerinin Gramer yapıları Türkçe’ye çok benzemese de, çok  çeşitli yönlerden Türkçe’nin bu dilleri derinden etkilediği görülmektedir.Bu da  Türkçe’nin erken dönemlerdeki tesirini göstermektedir.Bütün bu örneklerden de  görüldüğü gibi Türkçe gerçekten köklü ve tarihte çağ açan ve çağ kapatan bir  medeniyetin Ortak Dili olmuş güzel bir dildir.Bugüne kadar Türkçe’nin  üstünlüğünü ve güzelliğini anlatan pek çok kitap neşredilmiştir.Bizim,  Türkçe’yi, Anglo-Sakson kelimelerin istilasına karşı, muhafazaya çalıştığımız  gibi, bizden bin yıl öncesinde de, Kaşgarlı Mahmud, Fahreddin Mubarekşah,  Zemahşeri gibi Müslüman Türk bilginleri, yazdıkları birbirinden değerli  eselerlerle, Türkçe’nin ve Müslüman Türk kültürünün diğer dillerden ve  kültürlerden üstünlüğünü ispata çalışmışlardı.Bizim bu mutevazi çalışmamız da  aynı geleneksel çalışmaların, bir farklı anlayışla, devamından ibarettir.Anlayış  farkımız şudur; Artık bizim için tehlike Farsça ve Arapça gibi diller  değildir..Onlarla zaten bir sulh tesis etmişizdir.Bizim için şu andaki mesele,  Anglo-sakson dillerinin ahlaki bakımdan olumsuz yan etkileriyle, bizim edebi  dilimizi, ebediyen yok etmek üzere yaptıkları edepsiz saldırılara mukavemet  etmektir..Bu alanda da pek çok başarılara imza atılmıştır..Pek çok bilginimizin  pek çok nadide çalışmaları, insanımızı uyandırmaya devam etmektedir.Ancak böyle  ulvi vazifeler, fani şahsiyetlere bina edilemez..Türkçe’yi korumak vazifesi, tüm  milletin vazifesidir.İlmi vasfı ne olursa olsun, herkesin Türkçe’yi savunmaya ve  korumaya hakkı vardır..Yeter ki Türkçe’yi korumak adına söylenenler, ilmi  delillerle kuvvetlendirilsin.

Biz bu çalışmamızda, Türkçe’nin bilhassa  düzen yönünden üstünlüğünü ispat etmeye çalıştık.Bunu yaparken sade bir dil  kullanmaya da özen gösterdik.Zira ulaşmak istediğimiz kitle geniş bir  kitledir.Bu kitlenin ilköğretim öğrencisinden, Üniversite hocalarına kadar  çeşitli fertleri vardır.Maddeler halinde Türkçe’nin Hint-Avrupa dillerinden  üstün olan yönlerini tespite çalıştık.Türkçe’nin üstünlüğüyle ilgili olarak,  bizim 80 civarında tespit ettiğimiz maddelerin sayısı belki 200’ü  bulabilirdi.Belki başka bir zaman,başka bir çalışmada bu sayıyı daha da  genişletebiliriz.Yine bu çalışmamızda Türkçe’nin Ermenice, İngilizce, Farsça ,  Arapça gibi birbirlerinden çok farklı mantık yapılarına sahip dilleri nasıl  etkilediğini de bazı örneklerle göstermeye çalıştık.Türkçe’nin Matematikselliği  konusu hep kafamı kurcalayan bir konuydu.Bu Türkçe’nin Matematiksel Şifresi  gibiydi adeta.Sonunda bu dilin matematikselliğine açılan kapılardan birini  bulduk ve Türkçe’nin bu güzel yönünü de ortaya koymak bize nasip oldu.Osmanlıca  konusuna da özellikle değinme gereği duyduk.Çünkü, bu lehçeyle yazılmış pek çok  nadide eserimiz arşivlerde, tozlu raflar ardında çürümeye terk edilmiş şekilde  durmaktadırlar.Bu lehçeyi dünyamızdan dışlayışımız ise, bizim bu lehçeyle  yazılmış bilimsel, edebi eserlere ulaşmamızı imkansız kılmıştır.Bunun kötü  sonuçlarından biri de, kendimize ait bir medeniyet oluşturamamamız, başka  medeniyet dünyalarında dolaşıp durmamızdır.Şimdi lafı fazla uzatmadan sizleri,  Türkçe’nin şifrelerle ve güzelliklerle dolu dünyasıyla baş başa  bırakıyorum.Umarım siz de Türkçe’nin hazinelerinden birine ulaşmak için, bir  şifre çözersiniz.

1)     Türkçe’miz fiil yönünden gerçekten  işlek bir dildir.Diğer dillerden isim almış olsa da çok sayıda fiil  almamıştır.Fakat İngilizce’nin %80’inin Latince gibi dillerden alıntı olduğu  bilinmektedir.Günümüzde Türkiye ve Orta Asya Türkçe’leri incelendiğinde,  Türkçe’nin asliyetini doğal değişmeler dahilinde koruduğunu görmekteyiz.Belli  bir zaman diliminde bazı kelimeler alınmışsa da bu kelimeler halk diline fazla  nüfuz etmemiş, devlet diline has kalmıştır.Hatta pek çok Osmanlı Padişah’ının  şiirleri incelenirse ne tatlı bir Türkçe kullandıkları ortaya çıkacaktır.Türkçe  bilim dili olabilecek, kendine yetebilen nadide dillerden birisidir.Yavuz Sultan  Selim’in edebi sanatlarla zenginleştirdiği ve Şah İsmail’e gönderildiği rivayet  edilen, o dönemin Türkçe’siyle yazılmış bir kıtasını sizlerle paylaşalım:

Sanma şahım herkesi sen sadıkane yar olur

Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar  olur

Sadıkane belki ol alemde dildar olur

Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar  olur.

Bu şiiri incelediğimizde Türk’ün ince edebi  zekasını müşahede edebiliyoruz. Orhun abidelerindeki şiirsel üsluba fazla  şaşırmamak gerekir.Bu üslup daha da güzel süslemelerle Osmanlı döneminde de  devam etmiştir.Şiir Müslüman Türk’ün de hayatında ayrılmaz bir parça  olmuştur.Ben bu şiirin ince özelliklerini öğrencilerime anlatıyordum.Dersleri  çok da iyi olmayan bir kız öğrencim bu şiirdeki edebi sanatın benzerini  uyguladığı çok güzel bir şiir yazdı.. Üstelik 5-10 dakika içinde yazdı bu  şiiri..Pek çok öğrencim de bu şiire birer nazire yaptılar.Daha önce hiçbir şiir  deneyimi olmayan ve fazla da okumayı sevmeyen bu çocuklara böyle sanatlı bir  şiiri yazdıran nedir? Elbetteki o çocukların analarından süt emdikleri sırada  ruhlarıyla ve kulaklarıyla emdikleri Türkçe sütü, bu müthiş kabiliyetlerin  doğmasına sebep olmuştur.Türkçe en okumuşunu da,hiç okumamışını da şiire,  edebiyata meftun eden nadide bir dildir.Aşık Veysel gibi çok az tahsil görmüş  insanlara o ölümsüz eserleri yazdıran neden, kendi içlerindeki deha ve  yeteneklerin Türkçe bağında sünbüllenmesinden ibarettir.

2)Türkçe’deki kurallılık Türkçe’yi ezber  dili olmaktan çıkarmakta bir mantık dili haline getirmektedir.Hint Avrupa  dillerinde bir çok Düzensiz Fiil ve Kelimeler yoğun bir ezber faaliyetini  gerektirmektedir.İngilizce, Gramer kitaplarında geçen yüzlerce düzensiz fiil  bize bu hakikati haykırmaktadır.Her kesin bildiği bir Go- fiilinin Past  Tense(geçmiş zaman) hali Went şeklindedir.İnsanın mantığını Go’dan Went’e  götürecek hiçbir mantıksal köprü kurulamamaktadır.Yüzlerce böyle formu  ezberlemek gerekmektedir.Ancak Türkçe’mizde bu kelimenin karşılığı olan Git-  fiilinin dili geçmiş zaman hali, Git-ti şeklindedir.Bu kelime bir –ti ekiyle  kökünden başkalaşmadan oluşmaktadır.Diğer bütün fiillerde istisnasız aynı ekler  mantıksal bir süreçle yeni fiiller kurmaktadır.Bu diğer eklerde ve zamanlarda da  aynı şekilde görülmektedir.Demek ki Türkçe, ezberden ziyade mantığı öne alan  yegane dillerden birisidir. Bu açıdan öğrenilmesi –bazı ses özelliklerinin  dışında-kolay bir dildir.

3)Hint Avrupa dillerini konuşan dil  bilginleri tarafından ortaya atılan bir iddia da Hint Avrupa dillerinin diğer  dil ailelerinden üstün olduğu iddiasıdır.Bu iddiaya göre diller yapıları  bakımından 3 öbeğe ayrılmaktadır:

 

1)Tek heceli diller (yalınlayan  diller):Çince bu dil grubuna örnek gösterilir.Bu dilde bir kelime farklı tonlama  ve seslerle farklı manaları oluşturmaktadır.

2)Düzenli diller:Türkçe, Japonca, Macarca  gibi sondan eklemeli ve düzenli yapılar içeren diller bu gruba girmektedir.

3)Bükümlü Diller:İngilizce, Fransızca ve  Farsça gibi içinde düzensiz fiiller ve kelimeler bulunan diller girmektedir.Bu  dillerde kelimeler aslından oldukça farklılaşabilmektedir.

Avrupalı bazı dilbilimcileri, bükümlü  dillerin en üstün diller olduğunu iddia etmektedirler.Bize göre bu iddia  tutarsızdır.Ben bu tür dilleri değişime ve başkalaşmaya her an açık ihtiyarlamış  diller olarak görmekteyim.Nasıl ki düzenini muhafaza etmiş bir binayla  düzensizliğe, deformasyona doğru giden harap olmuş bir bina bir değildir.Bunun  gibi Türkçe ile Hint Avrupa dilleri arasında da o kadar fark vardır.Türkçe  düzenini muhafaza etmiş bir bina gibidir.İngilizce gibi Hint Avrupa dilleri ise  başkalaşmaya yüz tutmuş, düzensizleşmiş kelimelere sahiptir.Türkçe’nin  haricindeki dilleri küçümsediğimiz düşünülmemelidir.Bize göre bütün diller  güzeldir, bunların kendine has güzellikleri vardır.Ancak bazıları bazılarından  düzen yönünden üstün görünmektedir.İşte Türkçe düzenlilik yönünden bu tür  dillerden üstündür.

4)Hint Avrupa dillerinde fiilimsilerin  yapımı, Türkçe’mizden oldukça farklı bir şekil göstermektedir.Türkçe’mizde  fiilimsiler -an, -esi, -erek, -ince gibi eklerle yapılmaktayken Hint Avrupa  dillerinde ise birkaç farklı cümleyle yapılmaktadır.Örneğin,

Türkçe’mizde: Ağlayan çocuk geldi.

Bu cümle İngilizce’de:

1.cümle: Child came/ who he is crying:2.cümle

Türkçe=Çocuk geldi/O kimse ki ağlıyor.

Farsça’da:

Merd ki teşekkur mikone=adam ki / O  teşekkür ediyor.

Örneklerde görüldüğü gibi, Hint Avrupa  dillerinde bir fiilimsi eki olmadığından iki farklı cümle kurulmaktadır.Bilhassa  birinci örnekte bu açıkça görünmektedir.Ama Türkçe’mizde sıfat fiil, zarf fiil  gibi fiilimsi ekleriyle yeni cümleler kurmadan, hızlıca ifade edilmek istenen  düşünce ifade edilir. Bu da Türkçe’ye konulmuş güzel bir özelliktir.Konuşma ve  düşünmede seriliği sağlamıştır.Şunu bir kere daha ifade etmek istiyorum ki, biz  bu açıklamaları milliyetçi bir ruhla yapmıyoruz.Asırlardır Hint Avrupacıların  ırkçı uygulamalarla yaptıkları yanlışları düzeltmeye çalışıyoruz.Örneğin,  Arapça’nın ister vokalleri yönünden, ister kelimelerindeki mana kuşatıcılığı  yönlerinden Türkçe’den üstün olduğunu açık yüreklilikle söylemek istiyorum.Ancak  Türkçe’nin de bu dillerden bazı üstün yönleri bulunduğu bir gerçektir.Türkçe’nin  Hint Avrupa dillerinden de bir çok yönden üstün olduğunu tekrar etmeme gerek yok  sanırım.

5) Hint Avrupa dillerinde bir dağınıklık  göze çarpmaktayken, Türkçe’de eklerin sağladığı geniş çaplı bir düzenlilik  görülmektedir.Türkçe’mizde bir cümleyi oluşturan unsurlar birbirlerine canlı  birer harçla kaynaşmış görünüm arz etmektedir.Örnek verelim:

Ben okula gidiyorum. Bu cümlede görüldüğü  gibi ekler kelimeleri adeta birbirine kenetlemiştir.Hafif ses değişimleri ile  oluşan ekler sanki kelimenin devamı gibi hissedilmektedir.Ancak anlamda büyük  değişiklikler de yaşanmaktadır.Bu cümleyi çok çeşitli şekillerde ifade  edebiliriz:

Ben okula gidiyorum.

Ben gidiyorum okula

Okula ben gidiyorum.

Okula gidiyorum ben.

Gidiyorum okula ben.

Gidiyorum ben okula.

Bu cümlelerin bu kadar değişik dizilimlerle  ifade edilebilme özgürlüğü vardır. Evet Türkçe bu yapısı itibariyle tam bir  edebiyat dilidir de. Kelimelerin ve cümledeki unsurların bu denli  değiştirilmesiyle cümlede verilmek istenen mesajın muhafaza edilmesi bir  mucizedir. Diğer Hint Avrupa dillerinde bu özgürlüğe rastlanılmaz.Cümle belli  bir yapıya hapsedilmiştir bu dillerde. Hafif bir unsur değişikliği cümlenin  anlamını tamamen değiştirebilmektedir.Az önce eklerin güzelliğinden  bahsetmiştim.İngilizce bir cümle yazalım isterseniz aşağı:

I am going to school. Az önce yazdığım  cümlenin İngilizce’si bir cümle.Örneğin

Türkçe’de şahıs zamirini çıkardığımızda  anlam bozulmamaktadır ancak İngilizce’de bu böyle değildir. Okula gidiyorum.  Evet bu cümledeki fiilin sonundaki şahıs eki sayesinde birinci tekil şahıs  zamiri muhafaza edilmektedir. Adeta Yaratıcı, şartları itibariyle asırlarca  savaşlar, göçler nedeniyle hızlı yaşaması gereken bu kavmin diline böyle  kolaylıklar vermiştir ki, ifade edilmek istenen düşünce ve duygular çabukça  ifade edilsin.Bir de buradan şunu anlamamız gerekiyor ki, Türkçe bu esnek  yapısıyla bir çok dili de tarihte etkilemiş olabilir.Bu da incelenmesi gereken  bir konudur.

6)Hint-Avrupa dillerini konuşan bazı büyük  filozoflar, dillerinin mantık dışı ve kuralsız unsurlar içerdiğini kabul  etmişlerdir.Bu filozoflar, dillerinin savurgan da olduğunu öne  sürmüşlerdir.Örneğin, Platon, “Kratylos” diyalogunda ki bu Yunanca yazılan bir  eserdir.Kendi kullandıkları (yunanca gibi) dillerin bilgileri yanlış anlamaya  sebep olabileceğini, bu nedenle mantıklı ve kurallı bir dile ihtiyaçları  olduğunu açık yüreklilikle belirtmiştir.Descartes de aynı şekilde kurallı ve  düzenli bir dil arayışındadır.Düzensiz fiillerle ve kelimelerle dolu bir dilin  bilim ve felsefe dili olamayacağı daha bir çok filozof tarafından söylenmiş bir  ifadedir.Belki de bu filozoflar Türkçe’yi yeterince inceleme imkanı bulsaydılar,  bu dili felsefe dili olarak seçmişlerdi bile.Osmanlı bu konuda ne yapmış  derseniz cevabım şu olacaktır, Osmanlı yeni bir dil türetmiştir adeta… Türkçe  fiilleri düzenli çekimlerinin hatırına muhafaza etmiş, yine bazı Türkçe  kelimeleri de aynı titizlikle korumuştur.Ancak Osmanlının bir endişesi daha  vardı, himayesinde yaşayan bütün unsurları bölünmeden, parçalamadan muhafaza  etmek.Bu da ancak içerisinde ortak unsurlar taşıyan bir dil, bir lehçeyle mümkün  olacaktı.Ve diğer dillerden de Osmanlıca denilen lehçeyi zenginleştirerek,  Türkçe’deki düzeni de muhafaza ederek, yeni ve felsefi derinliği olan zengin bir  dil oluşturdular.Bu da o zamanın anlayışını düşündüğümüzde gerçekten büyük bir  başarıdır. Bazı bilginler Avrupa’da Esperanto ve İdo gibi yapma diller  oluşturarak, az önce bahsettiğim düzenliliği yakalama telaşına kapılmışlardır,  devamlı da yeni geliştirdikleri bu diller üzerinde değişiklikler  yapmışlardır. Adeta Türkçe benzeri bir dil vücuda getirmeye çalışmışlardır. Şimdi  bazı şüpheler de beynimi tırmalamıyor değil. Acaba bu bilginlerin gayretleri,  sadece Türkçe’yi kabul etmemek için miydi?Tabii ki her millet kendi kültürünü  üstün görecek, fakat Türk toplumu gerçekten mutevazi bir şekilde asırlardır  sahip olduğu değerlerden taviz vererek batılı olmak uğruna öz benliğini  unuttu.. Daha bir çok alanda eski kültüründen koptu. Göktürk alfabesindeki 36  sesten kala kala elinde 29 ses kaldı. Diğer yedi ses tabiiki varlığını ağızlarda  ve lehçelerde devam ettiriyor. Demek şu andaki alfabemiz de yazıldığı gibi  okunmayan bir alfabe.. Çünkü bu dışarıda kalan 7 sesi mecburen diğer harflerle  ifade edeceğiz.Yine bazı uzun ünlüleri de gösteremiyoruz. Belki de bazı  hakperest batılı bilginler çıkıp şöyle de diyebilir: “evet biz sizin dilinizin  gerçekten üstün ve düzenli bir dil olduğunu biliyoruz.Ancak şu fikirsel ve  ekonomik fakirliğiniz sizin ve dilinizin gerçek değerini örten unsurlar.Biraz  daha teknoloji, iktisat ve bilimsel alanlarda gelişin o zaman sizin dilinizin  dünya dili olacağına eminiz.”Belki de bu görüş sahipleri gerçekten  haklıdır.Biraz daha çalışsak ve gayret göstersek sadece dilimiz değil, Alevi  kardeşlerimizin semahından tutun da sazımıza, şarkılarımıza, inancımıza varana  kadar bir çok kültürel unsurumuz Avrupa’ya yayılabilir.

7)Türkçe’miz yapım ekleri sayesinde çok  fazla yeni kelime türetebilme özelliğine sahiptir.Böylelikle kelimelerin ve  fiillerin tanınmayacak şekilde başkalaşması önlenmiştir.Hint Avrupa dillerinde  bu ekler çok azdır.Genelde kelime türetme kelimenin başkalaşması yoluyla  yapılır.Ünlü filozofların beğenmediği noktalardan biri de budur. Örneğin;  İngilizce’de gitti diyebilmek için go fiilini başkalaştırarak went şekline  dönüştürürüz. Kökle yeni yapı arasında bir farklılık vardır.Türkçe’de ise yapım  ve çekim eklerinin işlekliği sayesinde bir sorun çıkmamaktadır.Git- fiilini –di’li  geçmiş zaman formuna sokmak için yapmamız gereken kelimeyi başkalaştırmadan  sonuna bir -di eki eklemektir.Kelime Gitti olarak kökünü de muhafaza ederek yeni  bir kullanıma hazırdır.

8)İngilizce’de fiillerin dışında da bazı  kelimeler kuralsızdır.Bir çok kelimenin çoğul halleri böyle kuralsızdır:

child(çocuk)-children(çocuklar)

woman(kadın)-women(kadınlar)

man(adam)- men(adamlar)

Türkçe’mizde ise böyle bir karışıklık  yoktur.Çoğul hal –ler eki ile sağlanır.Üstelik bu –ler eki de 3 sesten oluşur. 3  çoğulluğun ifadesidir.Bu çoğul ekinde ayrı bir müzikallik de vardır.Sondaki –r  sesi sayesinde devam eden,akıp giden bir çokluk (kemiyet) nazara veriliyor..

9)İngilizce’de ve diğer Hint Avrupa  dillerinde önüne sayı sıfatı alan kelimeler, sayı birden büyükse, çoğul eki  alırlar.Türkçe’de böyle bir olay yoktur.Nesneyi belirten sayı zaten çokluk ifade  ettiğinden nesneye bir çoğul eki takılmaz, örneğin, biz “İki kalem” deriz iki  kalemler demeyiz. Mantıksal olarak zaten biliriz ki, iki sayısı çokluğu ifade  eder. Yani 1kedi+2kedi=3kedi olur.Bu örneklerde görüldüğü gibi sayılar zaten  kedileri temsil etmektedirler.Tekrar kedilere çoğul eki vermeye gerek  yoktur.Dilimizin bu özelliği bazı Hint Avrupa kökenli dilleri de  etkilemiştir. Mesela Ermenice’de dilbilgisel yapıların çoğu artık Türkçe’deki  gibi kurulmaktadır.

10)İngilizce’de bazı fiiller birçok  anlamlara gelirken, Türkçe’de her bir eylemi karşılayacak ses yapısı  mevcuttur.Örneğin, to take=almak, götürmek, çekmek(fotoğraf)

11)Türkçe şahıs zamirlerinde bir ses ahengi  var gibidir.Ben>Sen >O/Biz>Siz>Onlar

görüldüğü gibi 1.ve 2.tekil şahıslar kendi  aralarında, -n sesi bakımından bir uyum içindedirler.Çoğul şahıslarda ise –z  uyumu vardır.Hint Avrupa dillerinde böyle düzenlilikler bulunmaz.Örneğin,  Almanca1.tekil Ş.:Ich, 2.Tekil:Du , İngilizce I ve You bu zamirleri arasında bir  anlam ilgisi yoktur.Üstelik bu zamirlerin, yönelme, amlama gibi halleri de  değişiklik arz etmektedir.Belki de Kosmos’un “kaos” olduğunu iddia eden  bilginler, dillerinin şuuraltında uyandırdığı, düzensizlik içgüdüsünü terennüm  ediyorlardı.Bu düzensizliği tüm evrene yayıp, bu evrenin sahibini unutturma  peşinde de olabilirler tabii ki..Ancak Türkçe böyle değildir.Türkçe gibi düzenli  bir dil, şuuraltına sebepsiz hiçbir şeyin olmayacağını fısıldar.Ona her yapılan  şeyin bir öznesi olduğunu haykırır.

12)Türkçe’de önemli unsur devamlı  sondadır. Kelimeler, öğeler ve ekler önemli unsuru savunmak için adeta bir kale  vazifesi yaparlar.Ben kitabı bugün okudum.cümlesinde önemli öğe olan okudum  kelimesi kalp ve beyin kelime olduğu için muhafaza edilmiştir. Belki de  Türkçe’nin ekler ve fiiller yönünden tarihi kökenden çok uzaklaşmamasının  nedeni, bu içsel koruma faaliyeti de olabilir.

13)Türkçe’nin matematiksel bir yapısı  vardır.Bunu ispat etmek için, bir küp yeterli olabilecektir. Jean DENY’in  kitabında bu küp gayet güzel bir şekilde gösterilmiştir.

14)Türkçe’mizde seslerin birbirini  etkileyişi bakımından sıralanışı bir düzen gösterir.Ünlüler sert ünsüzleri, sert  ünsüzler de yumuşak ünsüzleri etkilerler.

Ünlü>Sert Ünsüz>Yumuşak Ünsüz yani;

A, e, ı, i, u, ü, o, ö>p, ç, t, k, h, s, ş,  f>b, c, d, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z

15)Türkçe’de bir sözcükte hükümdar  mesabesinde olan öğe yüklemdir.Hangi öğe bu hükümdarın yanına yaklaşırsa, önemi  o derecede artar.Ve bu öğe diğer kelimelere nazaran daha vurgulu söylenir.

16)İngilizce’de ve benzer bazı dillerde,  bir cümleyi edilgen yapabilmek için o cümleyi tamamen değiştiririz.Türkçe’mizde  ise bir -l ve-n eki yeterlidir.Bütün Ural Altay dillerinde benzer bir özellik  vardır.İngilizce’de edilgen durumda nesne başa getirilir. “The book is being  read” bu pasive’i bir de aktive yapalım.”He is reading the book.” Görüldüğü gibi  “book” kelimesinin yeri tamamen değişti.Fakat Türkçe’mizde böyle bir zorluk  yoktur.Aynı cümleyi Türkçe yazarsak, “Kitap okunuyor.”Görüldüğü gibi bir tek –n  eki sayesinde yüklem edilgen çatılı olmuştur.Etken yapalım “(o)Kitap  okuyor”Görüldüğü gibi sadece bir sesi alarak cümleyi yine etken yaptık.Bu  gerçekten Türkçe’mizin nadide güzelliklerinden birisidir.

17)İngilizce denilen dilin mazisi 500 yıl  civarındadır.Türkçe’nin ise 15 bin yıllık bir mazisi olduğu ispat  edilmektedir.Üstelik, Proto Türkçe’nin Hint Avrupa dilleri dahil bir çok dili  etkilediği bilinmektedir.Belki de ilk yazı sistemini de geliştiren Türkler ve  diğer Asyalı kavimlerdi.İngiltere 11.yy.ın 2. yarısında vahşi insanların  yaşadığı bir yerdi.Buranın insanları olan Anglo-Saksonlar gerçekten geri bir  kavimdi.Hatta bir zaman gelip yok edecekleri Maya-Aztek kavimlerinden yüzlerce  kat geriydiler.Ottan evlerde yaşıyorlardı.O dönemlerde bizim edebiyatımız  şahikasını yaşıyordu.Yunus Emre’ler, Hacı Bektaş’lar, Hoca Ahmet Yesevi’ler  güzel Türkçe’mizle güzel edebiyat ürünleri veriyorlardı.Zaten Dilbilimcilerin de  bildiği gibi İngilizce’nin Yüzde 60 kadar kelimesi Latince,Yunanca gibi  dillerden alınmıştır.Kendi kelime hazinesi ise yüzde 15 kadardır.Türkçe ise en  az 10 bin sene işlenmiş köklü, düzenli ve sağlam bir dildir.

18)Bir çok ünlü alim ve bilgin Türkçe’nin  güzelliğini ve bu zengin yapısını kavramış olmalı ki en güzel eselerini bu dille  vermişlerdir.Dönemlerinin ortak dili olan Arapça’yı da kullanabilirlerdi ancak  Türkçe’yi tercih ettiler.Kimdi bunlar;Yunus Emre-Divan, Hoca Ahmet Yesevi-Divan,  Hacı Bektaşı Veli-Nefesler, Nazım Hikmet, Orhan Pamuk, Atilla İlhan, Nurullah  Genç, Ahmet Turan Alkan, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Necip Fazıl ve daha  binlerce ismi aklımıza gelmeyen farklı görüşlerin temsilcileri, güzel  Türkçe’mizi kullanmışlar bu dili bütün dünyaya tanıtmışlardı.İleride göreceğiz  ki bu dille yazı yazmak bütün dünyada revaç bulacak, insanlar akın akın Türkçe  kurslarına gidip Türkçe’yi öğrenecekler…

19)İngilizce’de Get, have gibi bazı fiiller  pek çok anlama gelecek şekilde kullanılabilmektedir. İngilizce konuşan kimseler  bu eylemleri çok kullanan kişilere tembel demektedir. Çünkü bu eylemlerin  belirsiz olduğu ve gereksiz yere kullanıldığı samimiyetle ifade edilmektedir. Bu  eylemler kullanıldığında farklı anlamalara yol açabilmektedir. Şu anda yaşayan  İngilizce’de bu eylemler sıklıkla kullanılmaktadır.Türkçe’mizde ise her bir  eylem yerli yerinde ve karışıklığa mahal vermeyecek şekilde  kullanılmaktadır. Belki de İngiliz toplumunun bu tarz tembelliği gösteren  eylemleri kullanmalarının sebebi, maddi yönden yaşadıkları refah  seviyesidir.Türkçe’miz bu tür eylemlerden uzak kalarak, anlamda bir açıklık ve  kesinlik sağlamıştır.

20)Türkçe’mizde kelimeler çok az değişime  uğrar.. Bilhassa fonetik yönden bu değişmeler çok az seviyededir. Bilhassa kitap  ve yazın Türkçe’sinde bu değişimler oldukça az durumdadır. Ancak Hint-Avrupa  dillerinde bu değişim had safhadadır.İngilizce’deki ya da Fransızca’daki gibi  kelimelerin oldukça farklı seslere dönüşmesi örnekleri Türkçe’mizde görülmez.

21)Türkçe’mizde istisna yok denecek kadar  azdır.Her istisna da ayrı bir kuralın, düzenin başlangıcını gösterir.Türkçe’miz  devamlı düzene ve güzelleşmeye doğru ilerlemektedir.

22)Türkçe’mizde diğer pek çok dilin aksine  akraba adları detaylı bir şekilde mevcuttur.Özellikle, ağabey, abla, kardeş,  bacı, teyze, yeğen, kuzen, amca, dayı, hala gibi pek çok akrabalık adları  Türkçe’yi konuşan toplumların akrabalığa verdiği önemi açıkça göstermektedir. Bu  durumda Türkçe akrabalar arası muhabbetin ifade edilmesi açısından en uygun  dillerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

23)Orhun abideleri gibi eski Türk  anıtlarını incelediğimizde o dönemlerde kullanılan pek çok fiilin şu andaki Türk  lehçelerinde de yaşadığını görmekteyiz. Hatta binlerce yıl önce konuşulan  Türkçe’nin ek sistemiyle şu anda konuşulan Türkçe’nin ekleri genelde değişmemiş  aynı veya benzer durumda gözükmektedirler.Türkçe’nin bu kelime ve ekleri  muhafaza etmesi, bu dilin kurallılığının ve sağlamlığının açık bir tezahürü  olarak gözükmektedir.Ama pek çok Hint Avrupa dilinde bildiğimiz gibi fiiller  değişik zaman çekimleri esnasında bile değişebilmekte, aslıyla hiç ilgisi  olmayan konuma girmektedirler.

24)Türkçe’miz yapım eklerinin yoğunluğu  bakımından Hint Avrupa dillerinden ayrılır.Yapım ekleri sayesinde çok kolay bir  şekilde bir kelime başka bir anlamı karşılayacak şekle  dönüştürülebilmektedir. İngilizce’de ly, ness, less gibi sınırlı sayıda işlek  yapım eki varken Türkçe’mizde yüze yakın yapım eki kullanılmaya hazır bir  durumda tazeliğini muhafaza etmektedir. Antik çağlarda yaşamış pek çok felsefeci  Hint Avrupa dillerini incelemiş, kendi dillerinin düzensizlikleri karşısında  mantıklı ve düzenli dili oluşturma gayretine girişmişlerdir.Onları en çok  zorlayan konulardan birisi de dillerindeki fiillerin ve kelimelerin düzensiz bir  biçimde türemeleri olmuştur.Bu felsefeciler dillerindeki bu eksikliği gidermenin  yapım ekleri kullanarak mümkün olacağını ifade etmişlerdir.Aslında o dönem  felsefecisinin Türk dilini arzuladığını da söyleyebiliriz.

25)Türkçe’de birleşik zamanların  oluşturulması oldukça kolaydır.İki zaman eki yan yana sırasına uygun bir şekilde  kullanılıverir ve mesele hallolmuş olur.Ancak İngilizce gibi bazı dillerde  yardımcı fiil kullanılma zorunluluğu vardır.Türkçe’de ikinci bir zaman ekinin  eklenmesini sağlayan i- yardımcı fiili düştüğünden bu eklerin birbirine hiçbir  kelime yardımı olmadan eklenmesi Türkçe’nin devamlı düzene doğru yürüyecek  şekilde programlandığının açık bir kanıtı gibidir.

Ben geliyordum.

I was coming.

26)Türkçe’miz dünya dilleri içersinde  bilinen en eski dillerden birisidir.Ve bu özelliğiyle hiçbir etki altında  kalmadan kendi seyrinde gitmesini bilmiş müstesna dillerden birisidir.Prof. Dr.  Osman Nedim TUNA pek çok ikna edici delile dayanarak Türkçe’nin en asgari 8.500  yaşında olduğunu hesaplamıştır.Onun en büyük delillerinden biri Sümer  yazıtlarında oldukça yoğun bir şekilde bulunan Türkçe kelimelerdir.Bu  bulgulardan yola çıkan bilgin Türkçe’nin en az 8.500 yıl öncesine uzanan bir  geçmişi olduğunu ispat etmektedir.İngilizce gibi diller ise en çok 600-700 sene  mazisi olan dillerdir.Türkçe gibi köklü bir geçmişi olan bir dil, elbette bu  yönüyle de pek çok dilden üstündür.

27)Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU “Bye Bye  Türkçe” adlı eserinde Türkçe ve Japonca arasındaki ilişkilere değinmiştir.Türkçe  ve Japonca arasındaki benzerlikler oldukça şaşırtıcıdır.Bu Türkçe’nin çok köklü  bir dil olduğunun başka bir kanıtıdır.Yine Profesör Elövset Zakiroğlu ABDULLAYEV  “Türk Dillerinin Tarihsel Gelişme Sorunları” adlı eserinde Türkçe’nin Ermeni  dilini pek çok yönden etkilediğini ve değişime uğrattığını reddedilmesi imkansız  delillerle ispat etmiştir.Türkçe’nin Arapça’yı, Farsça’yı ve hatta İngilizce’yi  de etkilediği aşikar bir gerçektir.Şu anda Arapça , Farsça ve İngilizce’de pek  çok Türkçe kökenli kelime mevcuttur.Biz örnek olması açısından İngilizce’deki  Türkçe bazı kelimeleri kitabımızın ileriki sayfalarında sizlerle paylaşacağız.

28)Türkçe, edebiyat dili olmak için de  oldukça elverişli bir dildir.Türkçe’de nazma benzeyen atasözü, deyimler hazinesi  oldukça zengindir.Hatta Orhun abidelerini inceleyen bazı bilginler, bu  abidelerdeki yazıların Şiir olabileceğini söylemişlerdir. Türkçe’nin şiirsel  üslubundan kaynaklanan bu durum, güzel Türkçe’mizin şiirselliğini gösteren bir  örnektir.Asırlardır güzel Türkçe ile yazılmış eserler, tüm dünyada Türkçe’nin  yayılmasına katkı sağlamışlardır.

29)Türk dili gibi, konuşanlarının sosyal  yaşantısını aksettiren dil yok gibidir.Orhun abidelerindeki Türkçe  incelendiğinde ses yapısı itibariyle bu kitabelerdeki dilin göçebe ve savaşçı  bir topluma ait olduğu gözükmektedir.Bu abidelerde oldukça fazla kullanılan k,  t, d, g gibi sesler bize bir savaştaki kılınç seslerini, atların nal seslerini  hatırlatmaktadır.Ayrıca bu ve benzeri sesler Türkçe’ye ayrı bir azamet  katmaktadır.Ancak zamanla toplumsal yapının değişmesi ile birlikte Türkçe’de de  bazı değişimler olmuş ve böylelikle Türkçe yeri geldikçe oldukça yumuşak,yeri  geldikçe oldukça sert bir dil ola gelmiştir.Şimdi gayet yumuşak ifadeleri içeren  bir örnek yazarak Türkçe’nin bu güzelliğini ortaya koymak istiyorum.

“ Seni tüm benliğimle sevdiğimi sana  söylemek ve ruhumun derinliklerinde saklı mücevherleri senin yüreğine hediye  etmek istiyorum.”

Bu cümle incelendiğinde görülecektir  ki ,gayet yumuşak ifadeler kullanılmıştır sevgiyi ifade etmek için..İstenilse bu  cümle daha da tatlı seslerle daha da kulağa güzel gelecek şekilde  kullanılabilirdi.Fakat içinde tehdit unsurları ve savaş, kavga gibi kavramları  içeren bir cümle sert bir ses yapısına sahip görünmektedir.

30)Bir gazetede Sırbistanlı bir bayan  Profesörün Türkçe’yi övüşünü ve bu dile olan sevgisini anlatışını  okumuştum. Sırpça’da on bin Türkçe kökenli kelimenin var oluşu Sırpları Türkçe’ye  ilgi duymaya itmektedir. Osmanlı’nın bu Hıristiyan tebaası bile Türkçe pek çok  kelimeyi dillerinde bugüne kadar yaşata gelmiştir. Bugün Sırp gençliği Türkçe’ye  büyük ilgi duymaktadır.Hatta bayan Prof. Teosodoviç Üniversite’deki Sırp  gençlerin Türkçe şiirlerden çok hoşlandığını, bu dilin müzikalliğine hayran  kaldıklarını ifade etmektedir.Bu da Türkçe’mizin apayrı bir güzelliğini de  ortaya çıkarmaktadır. “Acun Firarda” adlı programda bir yabancı bayan, Acun’a  “Konuştuğu dilin kulağa çok hoş gelen bir dil olduğunu, tebessüm etmesinin  nedeninin de bu olduğunu” açık yüreklilikle ifade etmişti.Dilimiz gerçekten  başka dilleri konuşanların da samimi itiraflarıyla kulağa hoş gelen, düzenli bir  dildir.

31) Türkçe binlerce yıllık geçmişi olan ve  halen de canlı olan bir dildir.Vaktiyle tüm dünyaya yayılan bu dil, bugün de  Adriyatik’ten Çin seddine kadar yüz milyonlarca insan tarafından  konuşulmaktadır.Düzeniyle, yaygınlığı ve canlılığıyla bu dil Dünya Dili olmaya  aday dillerdendir.

32)Türkçe’deki ünlü seslerin zenginliği  dikkat çekmektedir.Bu ünlüler dilimize ayrı bir güzellik katmaktadır.Türkçe  konuşanlar başka dillerdeki ünlüleri seslendirmekte zorlanmazlar.Pek çok Hint  Avrupa dilinde olmayan ö, ü, i gibi ünlüler gerçekten dilimize bir ayrıcalık  katmaktadır.

33)Türkçe’mizde başka dil mensuplarının  söylemekte zorlanacağı şekilde yan yana iki sessiz bulunmaz.Hint Avrupa  dillerinde bulunan tren, global gibi kelimelerdeki yan yana gelen sessizlerin  benzeri bir uygulama dilimizde yoktur.

34)Kafkas dilleri gibi bazı dillerde o  derece fazla sessiz harf vardır ki, başka dil mensupları bu derece yoğun  sessizleri çıkarmakta zorlanmaktadır.Bu gibi dillerdeki bu özellik, bu dillerin  öğrenilmesini zorlaştırmaktadır.Türkçe’mizdeki ünsüz sesler ise tüm dünya  dillerinin genelinin ses sistemlerinde var ola gelen seslerdir.Bu nedenle  Türkçe’de telaffuzu çok zor bir ünsüz sese rastlanmaz.Bir dili dünya dili yapan  özelliklerden biri olan bu özellik, dilimizin ses yapısının öğrenilmesini  oldukça kolaylaştırmaktadır.Hatta aslen Türk olan pek çok dilbilimci Arapça,  Farsça gibi dilleri o dilleri konuşanlardan daha iyi konuşmuşlardır.Mevlana,  Zemahşeri, Fahreddin Mübarekşah gibi pek çok Türk ilim adamı Arapça ve Farsça  gibi dilleri çok iyi öğrenmişler ve kullanmışlardır.Onların bu dilleri bu denli  iyi öğrenmelerinde Türkçe’mizin az önce zikrettiğim özelliklerinin de büyük payı  olmuştur.Şu anda da başka ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın, yabancı dilleri o  ülke vatandaşlarından daha iyi ve daha düzenli konuştuğu da bir gerçektir.Erovision  şarkı yarışmasında İngilizce şarkı ile aldığımız birincilik ödülü, biraz da bu  dilin Sertap Erener tarafından iyi kullanılmasının şerefine olmuş olabilir.

35)Kaşgarlı Mahmud gibi bir Türk bilgini  daha 11.asırda Türkçe’deki kelime dağarcığının on bin civarında olduğunu, bu  kelimeleri tek tek derleyip Divan-ı Lugat-it Türk adlı eserine alarak ispat  etmiştir.Bu alim o dönemin şartlarına göre yaptığı araştırma ve incelemelerle  7.500 civarında kelimeyi lügatine alabilmiştir. Ancak kaba bir tahminle halk  arasında kullanılan bu kelime sayısının en az on bin civarında olduğunu  söyleyebiliriz. Hatta Türkçe’miz daha 5 ve 6. yüzyıllarda Ermenice gibi dilleri  etkilemeye başlamış bu dile daha o dönemlerde kelimeler vermeye başlamış  müstesna bir dildir.Bu günkü Ermenice’de Türkçe kökenli binlerce kelimenin  olduğu da Ermeni dil bilginlerince de bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Seni Sevdim Odur Benim Günahım